15 Mart 2012 Perşembe

iki kayanın hikayesi


                  Sudüşen Şelalesi -Yalova-Termal- 2009

Karlar erimeye başladığında, ırmakları, dereleri besler...ivme artar...akar, çağlar sular...su hep bir yere doğru akar gider...bir maceradan diğerine koşan, savrulan serseri bir beden gibi...su saf, duru, berrak, katışıksız, doğanın, yaşamın özü...hayat verir...buz halindeyken katı halde varlığını devam ettirir, bu halde  daha bilgedir; düşünen, dinlenen, duran ve durağan....bir kaya gibi...

...bir dere yatağında yan yana iki kaya vardı...yıllardır akıp giden suyun aşındırdığı bu iki kayadan biri diğerinden daha büyüktü...ilkbaharda eriyen karlarla su seviyesi iyice artmıştı...balıklar böylelikle yanların daha da sokuluyor, üzerlerindeki yosunları didikleyebiliyorlardı...bundan hoşnuttular; zira ne kadardır orada olduklarını bilmeden, günler aynı manzarada, birbirine benzer bir şekilde geçip gidiyordu...küçük değişiklikler: yağmur, kar, arada güneşli bir iki gün, sonbaharda yüksek tepelerdeki ormanlık alandan sürüklenip gelen yapraklar, dallar, alüvyonlar, üzerlerine konan bir iki kuş onların rutinini kırdıkça daha da mutlu oluyorlardı .
Bir gün daha büyük ve kibirli olanın ettiği bir cümle bir tartışma başlattı: "ben senden daha büyük, daha yükseğim...herhalde bunca zamandır bunu farketmişindir" ...diğer kaya önce bir şey söylemese de sonra susmak kabullenmek olarak anlaşılmasın diye "ben de senden daha şekilliyim" dedi...
büyük kaya- şekil mi...puah! kayanın ne şekli olabilir ki...neye benziyorsun!?
küçük kaya (biraz düşündükten sonra)- kayaya...
büyük kaya- gördün mü...kendinden başka bir şeye benzemiyorsun...benim bir yarım suyun altında serinliyor diğer yarımı ise güneş ısıtıyor suyun üstünde...
küçük kaya- benimde bir kısmım suyun içinde...ama...
büyük kaya- aması ne... suyun üstünde kalan kısmın az değil mi?...yeterince güneşlenemiyorsun...hıı!
küçük kaya- olsun... sen üstüne konan kuşlar pisliyor mu pislemiyor mu...onu söyle!?
...bu tartışma sürdü gitti...mevsim değişti...yaz çok sıcak ve yağışsız geçmekteydi...dere yatağındaki su seviyesi gitgide düştü...şehrin tüketeceği su rezervleri azalınca tüm kaynaklar kullanılmaya başlandı...balıklar ve diğer canlılar azalan suyla içeri bölgelere doğru çekildiler... sonunda dere yatağı kurudu... hiç bir yere gidemeyen o iki kaya  güneşin alnında çırılçıplak ve yapayalnız öylece kalakaldı...bir sonraki mevsimle sular geri gelip, yükselinceye kadar artık tartışacak bir durum da kalmamıştı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder