5 Nisan 2018 Perşembe

"Isırık"



Bazı kelimelere aşıktım...bazılarına alışık...hele hele fonetik tınılar, şiirsel imgeleri; beni bir kapıdan içeri alıp kaybolmamı sağlayanları düşündüğümde geri dönmek istemezdim...yeni yolculuklara çıkar, daha çok okurdum yeni kelimeler bulmak için... 


Su Kıyısında İki Gemici
I
Bir balık vardı kalbinde;
Çin denizlerinden getirmiş;
Ufacık, gelir geçerdi bazen
Gözlerinin içinden.
Gemici idi ama unutmuştu
Meyhaneleri, portakalları;
Gözleri suda.


II
Ötekinin sabun vardı dilinde;
Yıkadı sözlerini, sustu
Dünya dümdüz, deniz dalga dalga;
Yüzlerce yıldız ve gemisi;
Çeşmeler görmüştü Roma’da
Ve yanık yüzler Küba’da
Gözleri suda.
Lorca'dan...


Örneğin Yaşar Kemal 'i okurken "Yaşar Kemal Sözlüğü" gerekirdi; öğrenirdim...her öğrendiğim kelimeyle "meneviş"lenirdim*.
*(Bir yüzeyde renk dalgalanmaları oluşmak, harelenmek)
Sahaflardan aldığım kitapları, okuduktan sonra İstanbul Üniversitesinin kapısında satardım. Günde bir kitap satabilmek için beklerken bir kitabı daha okur bitirirdim.

İsimlerin anlamlarını araştırırdım, bazıları o insanlar ile öylesine uyuşurdu ki... anne-babalar daha çocuğun huyunu-suyunu bilmeden nasılda bu isimleri yakıştırıvermişler diye düşünürken diğer taraftan  da"acaba çocuk ismine göre mi kişilik geliştiriyor "diye kafama takılırdı.

Her isim için bunu söyleyemem. Mesela Şükran ismini ele alalım; Şükran güçlü bir isimdi. İyilik bilme, gönül borcu, minnettarlık anlamında hem kadın, hem erkek ismi olarak karşıma çıkıyordu. Ama bu Şükran bence kadındı. Bazı isimler isimden çok hikayelerdi... Bu ismin altında acıklı bir hayat hikayesi vardı. Her şeye rağmen şükreden biri olabilirdi iyiliklerinin karşısında  acımasız bir dünya ve kıymet bilmez insanlar...

Babamın adını İlhan koymuşlar...
İlhan: İmparator... İran Moğollarında hükümdarın unvanı.
Mahallede ise ismi Fikret olmamasına rağmen Fiko-Figo-Piko gibi bir lakapla çağrılırmış. Anlattığına göre Arnavut kralının ismiymiş. Ama ben sadece "Zogu"yu biliyorum!
Babam ne yaparsa yapsın benim üzerimde ağabeylerim üzerinde olduğu gibi bir "hükümdarlık" kuramadı. Ama benim gözümde güçlü, kuvvetli ve her şeye muktedir biri olarak şekillendi. İstese hiç bir neden yokken bile dövebilirdi..."muktedirdi" ama belli bir yaşa kadar dövebildi...
Kalkan tokadını havada yakalamıştım...bir kalp spazmı geçirdi...
Yaşlandıkça çocukluğa geri döndü; hem fiziksel, hem ruhsal olarak...yanında ailesi vardı ama eskisi gibi kalabalık değildi o aile ve yalnızdı tıpkı plasenta içindeyken olduğu gibi... yatağında üç aydır  yapayalnız...konuşmuyor...konuşmayı henüz bilmediği o dönemlere dönüyor sanki...gözlerini açamıyor, annem yattığı yerden onu besliyor, altında sürgü-bez...hayatın düalitesi işte!
Babamın babası Baha Bey yarbaymış...subay racon ve karizması altındaki kalbini pek gösterememiş çocuklarına... babam da çocukluğunda emir ve komuta zinciri altında babası tarafından kontrol manyağı olmamak için sokaklara dayak yeme pahasına kaçar serserilik yaparmış... o yıllarda nereden bilecekti sonra o da babası gibi bir baskı sistemi kurmaya çalışacağını bizim üzerimizde...Ama şurası bir gerçek ki genetik olarak baba tarafından birkaç tahtası eksiklerin istatistiki olarak hatırı sayılır bir rakamda olması düşündürücü! Sinir hastaları, saldırgan ve takıntılılar ailesi...bize de bulaştı bir miktar ister istemez.

Oğlumun ilk hecesi "ba" oldu...ikincisi de...iki defa "ba"yı duyabildim birbirlerinden ayrık olarak...16 yıldır beni "Cüneyt" diye çağırıyor.
Kendi ismimi soracak olursanız Cüneyt : Küçük asker, askercikcik anlamında.   Beylikler döneminde Aydınoğulları soyunun en son temsilcisi olan beyin adı.
Küçük büyük farketmez savaşçı olduğum kesin... nelerle savaştım, savaşıyorum ama babam bu ismin isim babası değil. Halam o yıllarda hayranı olduğu Cüneyt Arkından dolayı bu isimde israr etmiş ve Birdal, Gürdal'dan sonra dal olayı bitmiş!
İsimler açıklanması gereken bazı bilgiler içerir."Samatya"örneğinde olduğu gibi: Yunan dilinde "Psomatia"...Kumsal anlamındaki bu kelime uzun yıllar yaşadığım yer oldu İstanbul'da...Bizanslılar deniz dalgalarının çok fazla kum yığmasından dolayı bu sahillere Psomatia adını vermişler...zamanla ağızdan ağıza kelime Samatya 'ya dönüşmüş... Değişim ve dönüşüm hayatın içinde ve şu günlerde yoğun biçimde bizimle!


Samatya; güzel kumsalım!

boğuluyor alfabem
camı açılmayan ofislerde
kahve üstüne kahve
altına "üzümlü" diye aldığım
"hüzünlü" kurabiye
hangi yer
hangi zamanda
kaşla göz arası
kaybettim düşlerimi?
tiftikleniyor saçım
boş bir kuş yuvası
cevapsız sorulara
nispet
içten içe bekliyorum
çıkıp geliverse aniden bir dost
iki lafın belini kırsak
heyecandan yerimize oturamasak
eski günlerin dümen suyuna girip 
Samatya'dan midye çıkarsak
güvercin uçursak terastan
Yedikule'den
bazen çilingir sofrası
bazen ekmek arası
gözlerimizdeki eski ışık 
ilk aşkları imkansızlıklar
güçlendirirdi
oysa şimdi örselenmiş ve
kredi kartı borçlu
kaybettim düşlerimi
hangi yer
hangi zamanda?!
kaşla göz arası...




Bizim kelimelere, isimlere yüklediğimiz anlamlar ne kadar derinse biz o kelimeler karşısında sığlaşırız. Aciz kalırız...
Hayat bizden ısırıklar alıyor...bir ısırık...bir ısırık daha...önceleri biz ondan beslenirdik...o hiç tükenmeyecek kadar büyük ve zengindi...ve hevesliydi bizi büyütüp adam etmek için...kendini kendi kendine yenileyebilirdi sürekli...
Şimdiki zamanın geçmişinden geleceğine giden yolda hiç bu anı...bu zamanın tam anlamıyla duyumsayarak, farkına vararak yaşayamıyoruz.
Ölüm, zaman ve sevgi
hepsi kutsal ama hepsi sizi yutabilir!
ZAMAN ve SÜRE...
Khronos... zaman; tüm var olanların birbirinin yerini alarak zincirlendikleri sonsuz süre.Tempo...tempus, dehr, devir....
Zaman daralır, genişler, süre başlar ve biter, vakit vardır , dardır ya da yok, boş ya da dolu...
"Süresiz"in bitişi bilinmez, kum saati çevrildiği tarafa doğru dolar...zaman daralır ve genişler mekansal-zamansız...
"yaşam" kelimesi en derin olan kelimeymiş gibi görünüyor ve içinde ölümü barındırıyor...ve içinde herkesin yaşam süresini...ölüm ise; son ısırık...
Bizim kelimelere, isimlere yüklediğimiz anlamlar ne kadar derinse biz o kelimeler karşısında sığlaşırız. Aciz kalırız...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder