24 Ağustos 2015 Pazartesi

"Zaman kapsülü"-1-

Geçmişi olduğu gibi saklayamayız... Hafızalarımızda değişime, kayba uğrar... Fotoğraflarda anı hapsetsek de "an"ın "anıları" erozyona uğrar... Zamanın yıpratıcı ve silici yanını her an yaşarız; Fotoğraflar sararır, sevdiklerimizi kaybederiz, eşyalar eskir ve geçmişin izlerini taşırken yorgun düşerler...

Yıllardır eski eşya, obje, kitap ve belge tarzında bulabildiğim; kendimce özel ve güzel olanları saklamaya çalışıyorum... Bunlarla da anıları...  Eşya ile geçirdiğiniz her gün birlikteliğiniz özel bir geçmiş oluştururken hikayeleriniz olur...İşte o hikayeleri bulmaya çalışıyorum...Kişi için biricik olan hikayeleri... Kimbilir kime aitti bu Portakal Likörü şişesi hiç açılmadan kalmış 40 yıldır! Hiç tanımadığım bir ailenin toplu fotoğrafında kimler hayatta şimdi, Şu hasır balıkçı şapkasının sahibi ne balıklar tutmuştu?

Bir kartpostaldaki iki saygı dolu cümle ile derin bir aşkı okuyabilmek... Şu yarı paslı Kevgirden geçirilen geçmişin o nefis kokulu, ince kabuklu domateslerini hayal edip; "o"hayalde koklayabilmek...  

İnsan yaşamın zorlukları ve sorunlarını bir yerde, bir nebze aşıp bir düzen kurabildiyse kafası olmadık şeylere çalışmaya başlar işte kendi izini bırakır her geçtiği yere, dünya üzerine... o da yetmez kendinden daha zeki bir başka varlık ya da gelişmiş bir yaşam tarzı var mı diye sorgular... zira bir yanda zirvede olmak isteği hakimken diğer yanda zirvedeki yalnızlığı yaşar...

Bu yalnızlığı  belki bir gün aşma umuduyla ve gelecek nesillere geçmişten bir şeyler iletebilmek için farklı uygulamalara soyunur...

İşte size birkaç örnek: 
*1977'de fırlatılan Voyager uzay araçlarında bulunan gramofon kayıtları "Voyager altın plakları"  dünya dışı akıllı yaşam formlarının ya da gelecekteki insanların bulması niyetiyle dünyadaki hayatın ve kültürlerin çeşitliliğini gösteren seçilmiş sesler ve görüntüleri içeren kayıtlardır. Voyager uzay araçları dünyadışı uygarlıklar tarafında bulunsa bile Voyager-1'in en yakın yıldıza 40.000 yılda ulaşabileceği düşünüldüğünde bu çok uzak bir gelecekte olacak...

*Geçtiğimiz yıl bazı  New York'ta aşağı Wall Street İşadamları Derneği tarafından 1914 yılında hazırlanan  (100 yıl önce) kapatılan ve içinde gelecekte okunması amacıyla saklanan mektup ve ticari belgelerin bulunduğu bir ''zaman kapsülü'' düzenlenen törenle açılmıştı... kapsül aslında 1974 yılında açılmak üzere saklanmıştıı fakat derneğin 1974 yılında yaşanan mali kriz sonrası kapanmasıyla, zaman kapsülünün de kaybolmuştu...90'lı yıllarda bir küratör tarafından Manhattan'ın Chelsea semtindeki bir depoda bulunan kapsülün, zamanın tarihçileri tarafından alınan ortak kararla, 2014 yılında açılmasına karar verilmiş... Bronz kaplı zaman kapsülünden Wall Streetli işadamları tarafından hazırlanan 26 mektup, çeşitli ticari belgeler, madalyonlar 23 Mayıs 1914 tarihli New York Valisi Martin Glynn'in iyi dilek telgrafı ve bir de New York Times gazetesi çıkmıştı... 

*2114 yılında açılmak üzere lise öğrencileri tarafından hazırlanan yeni bir zaman kapsülünde çeşitli mektuplar, doküman ve günümüze ait kişisel eşyaların yanı sıra geçmiş tarihli Lady Gaga bileti de bulunuyormuş...










*220 yıl önce Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nın önemli isimlerinden ve ABD'nin kurucularından Samuel Adams ve Paul Revere tarafından gömülen zaman kapsülü açıldı ve içerisinden 1795'ten kalma madeni paralar, gazeteler ve diğer belgeler ortaya çıkmış...Ayrıca kutu ilk olarak 1885 yılında bulunmuş ve tekrar saklanmış!

Steve













Steve Jobs'un 1983 yılında arkadaşlarıyla gömdüğü zaman kapsülü 30 yıl sonra National Geographic ekibi tarafından bulunmuştu...











Beynim bir "zaman kapsülü" ama geçmişi  hiç bozulmadan saklaması imkansız...Bazen de koku ve sesleri, anların duygusunu saklamada başarılı...
Eski Hayat Bilgisi ya da Tarih kitabının sararmış sayfaları arasından 40 yıllık çapariler ilk günkü gibi olmasa da karşımda ...başka bir kitabın , ansiklopedinin içinden kurumuş yasemin, fulya ve küpe çiçekleri, açık hava sinemasının bileti...parkamın cebinde kalmış bir bildiri...
patlıcan, biber kızartmaları, sarımsaklı yoğurt...kaynayan sütün buharı, sütlaçlar, aşureler...Tepsi tepsi ev baklavaları,güllaçlar...ıspanaklı, kıymalı açma börekler, piştiği davul fırının yuvarlak tepsileri, sapı kabartmalı eski çatal kaşıklar, kenarı altın yaldızlı, sırlı bardaklar, kenarı oya işli masa örtüleri, elbezleri...muşamba masa örtüsünün aslan ayaklı masa ile 50 yıl birlikteliği; masa ile muşamba arasında yapışıp kalmış, kesilip alınmış çocukların kakülleri, perçemler, delikli kuruşlar, okuma bayramından kurdelalar...Çeyiz sandığında hiç evlenemeden ölüp gitmiş halamın çeyizi...
sigaradan sararmış parmak aralarının çekilmemiş fotoğrafları... yaşlılıktan yamuk yumuk uzayan tırnaklar, farklı coğrafyalardan fiziki haritalar; yüzdeki, alındaki kırışıklıklarla yoğrulmuş acı tatlı günlerin tüm mimikleri kontrol altına almış olgunluğu nadir gülümsemelerdeki derin uçurum...el öpüp bayram harçlığı ve asla kullanmayacağım mendilin cebime tıkıştırıldığı günler...
her gün bakkala gelen üç kuruşluk garip ama tüm çocuk dünyamı istila eden oyuncak diyemeyeceğim basit şahaserler, patenti alınmamış buluşlar...bakkalın teneke kutudan kesekağıdına aktardığı 50 kuruşa 250 gr. kremalı gofret...at arabalı çamaşır suyu satıcıları, temizliğin kokusu...Westernlerin posta arabalarına benzeyen atlı ekmek arabası, omuzunda askısı ile çiğer satıcısı... alaturka tuvalette çömelmekten basur başlangıçı, alafrangaya geçince taret musluğunun prinç borusuna kurusun diye asılan taret bezleri...
dedemin ekşi ter kokusuna karışmış sabah kahvesi ve Cumhuriyet gazetesinin makalelerini bize okutma ritüeli...omuzunda terden sırılsıklam bir mendille meddah sanatçısı, terlese de sırtından çıkartmadığı hırkası..Anneannemin üzerinde yemeklerle karışık anaç bir kokusu, kısa bacağıyla sağa çeken yürüyüşü, annemin bakımlı olmaya çalışan üç çocuklu ev kadını halleri,değişen saç modelleri, tutmayan hesaplar, ihtiyaçtan kırılan kumbaralar...
hangi birini anlatsam; ne kadar hatırlıyorsam belki on katı uçtu gitti o güzel, garip ama kendine özgü o günlerin...Anıları olduğu gibi saklayamazsınız o yüzden anıları bize hatırlatacak eşyalar ile yaşayın ama böyle bir imkanınız yoksa ölmeden önce açacağınız kendi zaman kapsülünüzü yapın... eğer kapsülü siz açıp huzurlu ve mutlu bir şekilde ölmeyi başaramazsanız; gelecekte torun torba onları satıp "hologram bir oyun" alabilirler!  

-devam edecek-



    7 Temmuz 2015 Salı

    Taşıma ve taşınma üzerine -1-"

    49 yıl sonra doğduğum evi terkederken bir yarımı da Yedikule'de bıraktım... Artık yaşanacak bir semt olmaktan çıkmış, geceler uykusuz ve bir sürü tehlikeye açıktı... gerilimli atmosferi, sokak lambasının altına gece kelebekleri gibi toplanan mahallenin amaçsız ve geleceksiz gençleri ve serserileri, bonzaiciler, tinerciler, döner bıçakları, elde olmazsa olmaz kelebek çakılar, naralar, küfürler, kavgalar... Arabeskin geniş "gam"ında bizi gamdan gama sürükleyen yüksek volümlü parçalar, eve girmek bilmeyen arsız çocuklar...hepiniz hoşçakalın! Allah sizi bildiği gibi yapsın! Nalıncı keseri gibi hep kendine yontan, her türlü soruna karşı gıkını çıkarmayan kayıp komşular...hoşçakalın... Hoşçakalın anne, baba ağabey... 70 yıllık dede yadigarı evimize ve kendinize  iyi bakın!
    Hoşçakalın geride bırakmak zorunda kaldığım terasım, manzaram, incir ağacım, çiçeklerim, kedilerim...  Hoşçakal "Arap yarımadası"na dönen "tarihi yarımada"m! Samatya sahilim, balıklarım, midyelerim, ad taktığım martılarım, defne ağacına her yıl aynı yuvaya dal taşıyan kocamış kargalarım... Sokaklara sığmayan çöpler, aralarından slalom yaptığım balgamlar, kayıp yaşamlar, tepemize diktikleri baz istasyonları... Arada sırada kısa süreli de olsa görüşürüz...


    Hoş geldin tam olamasa da sessizlik, tam olmasa da ucundan saygı, hoşgeldin  huzur ve uyku...vb.vs. Hoşbulduk Halkalı!
















    23 Haziran 2015 Salı

    ...sona yürürken başa sarıyorum!





















    sona yürürken
    başa sarıyor
    söylediklerimi
    yineliyorum
    bilmiyor
    yenileniyor muyum?
    havaya
    suya
    çıldırayazıyorum
    esip geçiyorum
    hevesim kursağımda
    yarım maaşa
    her dem
    kendimi
    kaybedip
    kaybedip
    bilmiyor
    bulabiliyor muyum?
    gölgeler
    suretlerden
    daha güzel
    gözler bakmaktan yorgun
    görmekten aşikar
    senin gibi
    nefes alıp veriyorum
    kavağa çıkmış balık
    söğüdün dalına yuva yapmış
    manda
    aşağı inecek
    eninde sonunda
    havada asılı kalan sözler
    düşecek satırlara
    sona yürürken
    başa sarıyor
    söylediklerimi
    yineliyorum
    bilmiyor
    yenileniyor muyum?
    düşünüyorum
    o zaman
    ...
    o zaman varım!


    17 Haziran 2015 Çarşamba

    uzağa götürüyor yakınlaştıracağına





















    sonunu
    bilemezken
    başını bilemediğim gibi
    kendimin
    her ölenle
    her doğandan
    ana
    babadan
    olandan
    ne varsa
    eksiliyor;
    senden
    benden
    kararırken
    sular
    kararırken
    gelecek
    aşınıyor kayalar
    ezelden beri
    geceden öte
    eksiliyor
    senden
    benden
    verceğine
    alıyor
    toprak
    bereketi
    koynuna...
    kendini tekrarlıyor
    cümleler
    düşünceler
    ve
    rüzgar...
    uzağa götürüyor
    yakınlaştıracağına
    kaosun kucağına...
    beni benden alıp
    götürüyor
    yaşamın sıcağından
    ölümün
    soğuğuna
    milyonlarca kez
    etrafında dönmüş
    rüzgar dünyanın
    milyonlarca asık suratın
    milyonlarca kayıp suretin
    milyonlarca  çift yorgun adımın
    peşinden
    uzağa götürüyor
    yakınlaştıracağına...




    "ses"
















    beynimin içinden
    sokaktan
    70 yıllık evin rabıtalarından
    sesler geliyor...
    biri öksürüyor
    biri bıçaklanıyor
    biri ölüyor
    tüm gece
    köpekler havlıyor
    ses=yaşam
    ...
    sessiz film oynamayalı
    ne kadar oldu?
    bir tepeye çıkıp haykırmayalı...
    denize karşı susuyorum
    uğuldayan
    rüzgara karşı...
    yağmurun trampeti
    eski çatılarda
    incir ağacımın yapraklarında...
    güvercinler
    kediler
    tek kalan sansar...
    çölün sessizliği giriyor rüyama
    karıncaların sessiz adımları
    çamaşır makinesi sıkmaya geçiyor
    ev sallanıyor
    konteynerleri boşaltılıyor bir bir
    metal yankılar
    çığlık çığlığa
    havayi fişeklerden ürken martılar
    ses=yaşam
    ...
    bir çiçek açıyor
    gökgürültüsüyle
    beynimin içinden
    sesler geliyor
    sokaktan
    yaşamdan
    her yandan
    sesler...

    5 Haziran 2015 Cuma

    "O paraiso"

    Buradan eve kaç adım?
    Kaç basamak var üst geçitte çıkışta ve inişte?
    Ne kadar yalnızım?
    İstanbul'u ne kadar seviyorum?
    Kayıp mıyım?
    Kimim?
    Ne?

    ...............................................................
    Sessizliği yağmur bozdu!
    Ve şemsiye vardı yedekte;
    düşünce sağnağında pek işe yaramasa da
    gri-siyah sıradan bir şemsiye
    tıpkı  ters yüz edilmiş gibi negatif bir filmde
    Madredeus çalıyor "O paraiso"
    cenneti de
    cehennemi de burada yaşıyorum
    şarkılar avutur zannederken
    hüzünden boğuluyorum...
    ne kadar yüksekte uçabilir ki
    ıslak bir uçurtma
    mazgallardan süzülüp
    ulaşabilsem denize
    yağmurla...

    Sonu bekliyorken var olan her şey
    umarsız olamam ki!
    hele hele kaybetmeyi
    bir kez öğrendikten sonra
    o zaman
    o zaman değil "şu an"
    kıymetini bilebilseydim
    en küçük canlının
    en eksik parçanın
    sahip olduklarımın
    yerli yersiz
    her düşüncemin
    en çok da
    alıp verilen
    nefesin...
    bekle o zaman!
    "o zaman" olacak
    ne zaman bilemem ama
    tüm çıkışların
    kilidi olmayacak
    tüm yüzlerin gülümseyişleri olacağı gibi....

    15 Mayıs 2015 Cuma

    "Metamorphosis"

    Leonie Gené ve Joerg Duesterwald iki vücut boyama sanatçısı... "Metamorphosis" adlı projelerinde insan vücutlarını boyayarak doğanın bir parçasıymışcasına kamufle etmişler... 2008 yılından beri farklı mevsimlerde yaptıkları çalışmalar  takvim olarak ilk kez 2011 yılında yayınlanmaya başlamış... Bu çalışmalarını fotoğraflayan sanatçılar Laila Pregizer ve Uwe Schmida... Görsellere sonradan Photoshop müdahelesi yok!