9 Kasım 2012 Cuma

milyonlarca bedende farklı suretlerde...


Dün Beşiktaş'ta, bu sabah ise 4 Levent'te genç arkadaşlarımın dağıttığı el ilanlarından aldım...yüzlerinde Atatürk'ün maskesi vardı...yazılanı sesli olarak tekrarlıyorlardı...Genç Türk’ten yapılan açıklama“10 Kasım günü Atatürk’ün ölmediği ve ölmeyeceğini göstermek için Atatürk maskelerimizle saat 09.05’te Dolmabahçe’deyiz.” diyor...güzel!..o kadar kişinin Atamız'ı anması ve Atamız'ı, Cumhuriyeti unutturmaya çalışanlara yerinde bir tepkidir...ama maskeye gerek yok...onu göremeyenlere suretini göstermek yerine bence daha sembolik bir şekilde yaklaşmak yerinde olacaktır...o içimizde yaşıyor...onun emeklerini, çabalarını, bu ulusa inancını yaşatırken sadece kırmızı tek bir karanfil bile yeter ! Hepimiz Hrant Dink'iz örneğinde olduğu gibi hepimiz buyuz, şuyuz  benzeri şeyler demeye gerek yok!..bu ulusun çocuklarının, gençlerinin, yaşlılarının hepsinin zaten  öyle olması gerekiyor...bu olmayanlardan farklı, bir ayrıcalıklı olma, bir günlüğüne bu kimliğe bürünme durumu değildir! Bu zaten olması gereken bir ruhtur...maskeye gerek yok! Onun tek bir resminde, suretindeki tek  bakış yeter...maskelere gerek yok...çünkü "o" milyonlarca bedende farklı suretlerdedir..."O"nun ruhunu taşıyan farklı yüzlerimiz, kimliklerimiz var...o kimliklerle karşı durmak lazım diğer ruhsuzlara!.. ve Türkiye'nin yüzleriyle...O varlığımızda,  kalbimizde, dünümüzde ve geleceğimizde...her zaman! 
Seni saygıyla anıyorum Atam!

8 Kasım 2012 Perşembe

Flamingo





Ne orijinal kuştur şu Filamingo! Uzun ince bacaklar, uzun ince bir boyun...böyle bir kadın olsa gözünü alamazdı kimse diye düşünülebilir...ama durum biraz değişik; bacaklarının yapısı öğle ilginçtir ki  gagaları gibi...sonra açık renk gözleri bu hayvanı daha da ilginçleştirir...gözünün içine fazla bakamazsın; eee böyle olunca onu etkileyemezsin tabi!uçarken de biraz çirkindirler sanki...ama beni cezbeden bir yaratık;orası kesin...bu dünyaya ait değilmiş gibi olsa da...peşine düştüğüm günlerde İzmir Çamaltı Tuzlası'na geldiklerinde sabahın köründe yanlarına koştum...bir kaç güzel dia çekmiştim o gün...umarım yıllar sonra bulup sizinle paylaşırım...yine  Kavak Deltasında kuş gözlemi ve araştırma yaptığımız 80 sonlarında bir gün acımasız avcının saçmalarına hedef olmuştu...içini dolduracaktı!








Kıvrık gagalarının üst kısmı  yiyecekleri su ya da çamurdan çıkarırken filtre vazifesi görür. Tüylerindeki pembeden kırmızıya çalan renk tonları, yedikleri yiyeceklerin içerdiği karotin  miktarına göre değişiyor...yavruların renkleri daha beyaz oluyor...beslenme rejimleri değiştikçe renkleri de değişiyor. Yuvalarını çamurdan yapıyorlar da o uzun bacaklar ile kuluçkaya nasıl yatıyorlar! İşte yeniden düşmek istiyorum peşlerine; flamingoların, sumruların, uçan yaban kazlarının ve geçmiş çoşkularımın...sanki tüm kapılar kapatılmış ve üzerlerine kilit vurulmuş...ama hayır fotoğrafa bak! dikkatli bak Cüneyt!..üzerinde kilit olsa da kapı hala biraz aralık!

ne Sandy, ne de 21 aralık...

Sandy'e gerek yok!..21 Aralığı beklemeye de! Nasıl olsa hükümet esip, ezip geçiyor...tek adam şehrin ruhunu söküp alıyor, kaderini belirliyor; tıpkı tüm Türkiye üzerinde olduğu gibi...tüm görünümler; görmeye alıştığımız ve sevdiğimiz tüm görünümler değişiyor...o güzelim çizgileriyle eski vapurların değişmesiyle başladı her şey, sonra Marmaray'ın sevimsiz trenleri girdi hayatımıza ve o tarihi rayların üzerine...







Düşünmeden peş peşe yapılan düzenlemeler, değişiklikler insanları kasırgadan çıkmış hale getiriyor...insanların hayatları değiştiriliyor; Tarlabaşı Kentsel dönüşüm projesinde olduğu gibi...Lüksün kalbi Tarlabaşı'nda atacak ve  ofisler metrekaresi 7 bin dolardan satışa çıkacakmış.

Taksim Meydanı düzenlemeleri; Büyükşehir Belediyesinin, Taksim Meydanı için yaptığı canlandırma çizim önce komple beton iken, şimdi web'e  "yeşillendirilmiş" göz boyama amaçlı bir maket görüntü konmuş !Lütfi Kırdar döneminde yıkılan, yeniden yapılmasına Kültür Bakanı Günay'ın da karşı olduğu Topçu Kışlası diriltilecekmiş...Gezi Parkının 80 yıllık ağaçlarının üzerine!..Ahmet Vefik Alp'e hazırlatılan "Taksim Cumhuriyet Camii ve Dinler Müzesi"ne bir bakın...ödül almış! 40 m yüksekliğindeki Minare ana kubbe benzeri bir doku ile sarılmakta ve bir asansör hem kadınlar mahfeline bağlanan köprüye hem de şerefeye hizmet verecekmiş...Minareyi taçlandıran 4 küçük hilal 4 halifeyi, en üstteki büyük hilal de İslam dini ve kültürünü simgelemekteymiş!...Taksim Projesinde cami yok deniyor ama isterlerse kimseye sormadan bir gecede dikerler...ne ve neler olacağını bilmiyorum; neler yıkılır, üzerilerine neler yapılır?!...ama susup oturamam...ve seyirci kalamam biliyorum artık...Minibüslere akbil uygulaması, tüm manzarayı,tarihi görünümü ve dokuyu bozan, Atatürk köprüsünün yanındaki Haliç geçiş köprüsü , kaldırım, yol, asfalt çalışmaları...bir yandan çağı yakalayan bir görüntü sergilenmeye ve "değişim"in kaçınılmazlığı üzerine düzenlemeler yapılırken diğer yandan düşünce yapısı tarihin tozlu sayfalarına dönüyor!  iSTANBUL BÜYÜK ŞEHİR!..nüfus da büyük...ne kadar düzenlerseniz düzenleyin "balık istifi" yaşamımızda nefes alacak bir alanlar yetmeyecek...hiç olmazsa olanı bozmayın!Nasılsa kargaşaya, trafiğe, yollara alıştık...yaşam sınırlarımızı bir nebze olsun kabullendik...artık değiştirmeyin yoksa uyum falan sağlayamıyacağız!


Not:21 aralık tarihiyle birlikte dünyanın sonunun geleceğinden çok kişisel, ailevi ve tarihsel boyutta  bir dönemin bitip yeni bir dönemin başlayacağına inanmak istiyorum!

7 Kasım 2012 Çarşamba

"Altın Elbiseli Adam"













"İstanbul Arkeoloji Müzesi"nde 10 Ekim – 9 Kasım 2012 tarihleri arasında sergilenmekte olan" Altın Elbiseli Adam"ı görmediyseniz son çağrı!
Esik höyüğünde bulunan altın elbise ve diğer eşyalar  Alma-Ata müzesinde sergilenmeye başlandıktan sonra,  " Altın Elbiseli Adam", Almanya ve Fransa'nın ardından, bulunmasından 43 yıl sonra  "Kazakistan Kültür Günleri" çerçevesinde Türkiye'de sergileniyor...


1970 yılında, Kazakistan'da Alma-Ata'nın 50 km. kuzeyinde bulunan Esik kasabasında, garaj yapmak ve yol açmak için alçak bir tepenin düzeltilmesi sırasında ortaya çıkartılan, Mısır piramitlerindeki firavun odasını andıran, her tarafı kapalı, süslü kayalarla yapılmış bir oda ve odada(mezar odası) ise, M.Ö. IV. Yüzyıldan kaldığı tahmin edilen  çok kıymetli eserler(Üç binden fazla madeni eşya, çeşitli küp, tabak ve çanağın yanında mezardan binlerce altın ya da altın olmayan irili ufaklı nesne),15-16 yaşlarında çok gösterişli kıyafetle gömülü bir genç (Alp) ortaya çıkarılmıştı...Kaftan ve çizmesinde üçgen biçiminde işlenmiş, küçük altın levhalar yan yana ve üst üste dikilerek adeta altın bir zırhla kaplanmıştır. Kıyafette kullanılan ipliğin altın olduğu ve altının eğrilerek iplik haline getirildiği anlaşılmaktadır. Belinde 16 büyük altın levha ile süslü kemeri, kını ve kabzası altın süslemeli bir kaması vardır.















Elbisenin üzerindeki sayıları 4000’i bulan bütün diğer altın levhalar; at, kaplan, geyik, pars, kurt, dağ keçisi, aslan ve yırtıcı kuş figürleri ile işlenmiş olup, Kuzey ve Orta Asya maden sanatının gelişmiş bir üslubunu göstermektedir. 
Elbisenin yanında yer alan yarısı kırık bir kabın üzerinde ise Göktürk alfabesiyle "Han'ın oğlu 23'ünde öldü.Esik halkının başı sağ olsun" cümlesi yazılıdır. 26 harflik iki satır bu  yazı, Göktürk alfabesinin M.Ö. IV. Yüzyılda da kullanıldığının en önemli kanıtıdır.” 
Bugüne kadar bilinen en eski Türk yazısı, Yenisey ve Orhun anıtlarındaki yazılardı ve bunlar zamanımızdan on dört asır geriye uzanıyordu. Oysa, Esik'teki mezarda bulunan bu yazı 25 asırlık bir belgedir...



6 Kasım 2012 Salı

bazı şeyler...


Gerçekleşmesini dilediğimiz, istediğimiz şeyler için; hepsi, her şey, tümü, tamamı, bütünüyle vb. diyemediğimiz durumlarda "olduğu kadarı"yla yetiniriz...sonuçta  bazı şeylerin gerçekleşmesi  hiç bir şey olmamasından iyidir!..ama bu konuda yetinmek yok!"5 Kasım tarihinde her şey değişecek" diyerek inancımı dile getirmiştim...her şey olmasa da; bazı şeylerin gerçekleşmesi, yarın diğerlerinin de gerçekleşmesi yolunda inancımızı canlı tutan bir adımdır.


Yeşilist Ekibinin, Maslak 1453 projesinin Fatih Ormanları’nın dibinde sebep olacağı betonlaşmaya ve ormanın konut projesinden etkileneceğine yönelik olarak başlattığı kampanyaya destek veren herkese teşekkürler!
Sizin desteğiniz sayesinde bu konu Türkiye’nin gündemine taşındı. Önce Sayın Ali Ağaoğlu, Siyaset Meydanı programında açıklama yaptı. Sonra Orman ve Su İşleri Bakanlığı, “ormanın kullanım haklarının kendisinde olduğunu iddia eden” Ali Ağaoğlu’na bir açıklama yaptı. En son olarak basında bazı gazeteciler Ağaoğlu’nun bu projeyi nasıl aldığını ve projeye nasıl izin verildiğini sorgulamaya başladılar.

5 Kasım itibariyle "Fatih Ormanları'nın kullanım hakkı bizde" ibaresi Maslak 1453 tanıtım Internet sitesinden kaldırılmıştır. Bununla beraber 'MyForest' olarak adlandırılan ve Maslak 1453 yaşayanlarının kullanımına tahsis edilerek çeşitli açık alan aktiviteleri için kullanılması planlanan alan da yine aynı siteden çıkartılmıştır.

Bütün bunlar sizin desteğinizin ortaya çıkardığı güç ile gerçekleşti. Şimdi sıra ikinci adımda:
Ağaoğlu’nun projesinin durumu sorgulanmaya başlamışken kampanyayı arkadaşlarınızla ve sosyal medya hesaplarınızda paylaşmaya ve desteklemeye devam ederek Maslak 1453 projesinin Fatih Ormanları’nın yanı başına beton kuleler dikmesini önlemeyi sağlayabilirsiniz. Bu kampanyayı Facebook, twitter ve diğer sosyal mecralarda http://change.org/maslak1453?utm_source=supporter_message&utm_medium=email paylaşabilirsiniz.

4 Kasım 2012 Pazar

"5 kasımda herşey değişecek!.."

Tarih yağmacıları da yazar!
V maskesinin altında ağlar...ama İstanbul'un göbeğinde ormanın içindeki bu çalışmayı görünce göz yaşları sel olur!..değişim kaçınılmaz olduğunda kabullenir insanlar ama unutulmaması gereken bu değişimin de değiştirilebileceğidir!
İnşaat hazırlıklarını bir bir gördük, tüm yaz tam karşımızda-Beykent Üniversitesi-Maslak-Ayazağa Kampüsü karşısında ve TSK yanında gerçekleşen bu çalışmalarda arazi yol amaçlı kuşa döndürüldü, ağaçlar, yok oldu...Farklı bir şey isteyerek insanların mutluluğu için çalışan Ağaoğlu ormanın içinde atını koşturdu...
"işte bu" diye seçip başlattığı 320.000 metrekarede yapay bir dünya yaratmak isteyen projeyle  inşaat sektörünü yeni bir çirkinlik çağına soktu!

Ağaoğlu’nun TSK’ya ait ağaçlık alanı şeritlerle çevirdiği ve ağaçları kesmediği ama bir bir söktüğü ortaya çıktı... Bakanlık “Projenin tanıtım filminin Bakanlığımız sorumluluk alanında yer alan Fatih Ormanı sınırları içinde çekilmesine dair Bakanlığımızdan alınmış bir müsaade bulunmamaktadır” dedi.

Yeşil Gazete;Yesilist.com web sitesinin Maslak 1453 projesine karşı başlattığı “İstanbul uyan, kabusun gerçek oluyor!” kampanyasına imza verenlerin sayısı 48 saat içinde 20 bini geçti...siz de imza verin! İstanbul için, doğa ve çevre için!
Belki de filmdeki gibi bu yıl 5 kasım da değişmese de seneye 5 kasıma değişir! 

1 Kasım 2012 Perşembe

ölüm orucu

Kimileri hayatta kalabilecek kadar yiyecek bulduğunda sevinir...kimileri havyar bulamadığında bir eksiklik hisseder...kalabalık sofralarda ortadaki tencereden kaşık daldırılıp içilen çorba, bölünüp paylaşılan ekmek ile doyar kimileri...bu "doyma" çoğu zaman manevidir; ama ayakta, hayatta tutar insanı...Paris'teki ekmek kıtlığının doruğa ulaştığı yıllarda (XVI.Louis'nin taç giydiği dönem), "Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler!" sözü  Marie Antoinette'e mâl edilmişti!..Ekmek kıtlığından haberi olduğunda ise Marie Antoinette şöyle not almış: "Kendi bahtsızlıklarına rağmen bizlere böylesine iyi davranan bu insanları gördükçe, onların mutluluğu için kesinlikle daha sıkı çalışmamız gerektiğini düşünüyorum"!!!!1!!!!..
"Emek-ekmek"-12 ocak tarihli yazımda da değindiğim gibi:Tüm koşuşturmalarımız, emeklerimiz  "ekmek" için; bir lokma, bir hırka için değil mi?!" Emeğin karşılığının ,insan Haklarının olduğu adil bir dünya düzeni hep özlenen olarak kalıyor ne yazık ki...her şeye rağmen, hala kendi için umudu kalmasa da, inandığı şeyler ve başkaları için, düzenin-daha doğrusu düzensizliğin- değişmesi için kendini feda etmeyi göze alanların olduğu bir ülkedeyiz!..peki politikacılar oyları sayesinde başa geldikleri  vatandaşları için niye kendilerini feda etmiyorlar?! Üstüne üstlük, bile bile yalanlara devam ediyorlar...
Açlık grevi, genellikle olumsuz şartların değişmesi, bir yasanın değişmesi adına politik bir protesto, eylem ya da direniştir..su, tuz ve şeker dışında vücudun ihtiyaç duyduğu besin maddelerini almayarak aç kalma esasına dayanır...Genellikle açlık grevi eylemiyle sonuç alınamadığında,hiç gıda alınmayacak  ölüm orucuna geçilir...Başbakan Erdoğan, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile görüşmesinin ardından bir basın toplantısı düzenlemiş...Toplantıda açlık grevleri konusundaki sorusunu Türkçe soran Kürt gazeteciye Erdoğan, "Türkiye'de sadece 1 kişi ölüm orucunda ve kimse açlık grevinde değil,onlarınki sadece şov" diye yanıt verdiği sıralarda Adalet bakanı Sadullah Ergin, cezaevlerinde yaklaşık 680 hükümlü ve tutuklunun açlık grevi eylemi yaptığını, eylemin başından beri Bakanlığın her türlü tedbiri aldığını açıklıyordu!!!!!!!!!!!????????????
Soru işaretleri ve ünlemlerle dolu trajikomik hayatımızda  gülerek üzülüyoruz!.."Farklı sorun alanlarına dönük bir takım talepleri kapsayan eylemlerin" bitmesi, sorunların çözülmesi ve tüm Ceza evlerindeki koşulların değişmesi, insani boyutlara gelmesi dileğiyle!..