23 Aralık 2012 Pazar

Ben kimim?..kimim ben? -2-


Herkes gibi benim de düşlerim var...güzel bir yaşanmışlığım ve anılar...Zaman hem iyi hem kötüyü beraberinde getiriyor ve götürüyor..."kötü"olaylar bazen bizimle kalmakta israrcı oluyor ve peşimizi bırakmıyor...istikrar; en çok istediğim! Kontrollü, sınırlarını benim çizeceğim bir rutin belki...peki ya macera!..artık macera istemiyor muyum?! yoksa yaşlandım mı?!Tüm cevapları bilseydim hiç bir şeyin anlamı kalmazdı bu hayatta...ve tabi bizi yaşama  bağlayan mücadele isteği de...
Eski fotoğraflara bakıp tekrar tekrar hatırlıyorum o günleri...ama daha yeni fotoğraflara da yer var albümde!


                                                     












İlk evliliğimin bitişi..."ok yaydan çıktı...ne olacaksa olsun!"

Doğa içinde; doğa ile bütünleştiğim günlerden....





                                                        












Askerliğin bitmesine az kalmıştı...sayılı gün geçti bitti...
ama çok şey aldı götürdü!


                                                

















İki evlilik arası "Bekarlık sultanlık" günleri...
Sarayburnu'ndan tuttuğumuz zarganaları ızgaraya atmadan, günü "vermut" ile kutluyoruz... 


                                                          

















Biraz daha eskiye gittim...İçten takma motorun ipine asılıp uzaklara gittiğim, teknede geceleri göğü, yıldızları yorgan yaptığım günler... 



                                                                  
















1985-86 yılları...Balık bolluğu, enerji, gençlik ve  o günlerde eksik olmayan bir de gülümse!

"Hopi"(barışçı kızılderili kabilesinden alıp-vermiştim ismini) 
3-4 yıl can yoldaşımdı...sokaktan geldi, sokağa döndü...



                                        











Zaman zaman kararsızlığa düştüm yolculuğumda...belirsizliklerde bile gülümsüyormuşum!
















Doğal Hayatı Koruma Derneği-Kuş Bölümüyle bir çok proje için Türkiye'yi gezdim diyebilirim! 
Aşağıdaki fotoğrafta, Hava Limanında, bavul içinde yurtdışına kaçırılmak istenen "saka"ları yaşam alanlarına geri salarken...







                 












Zaman zaman "silik" çıktım, bazen "net"siz, bazen de az "poz"landım fotoğraflarda...
zaman zaman isyan ettim; içimi döktüm İstanbul'a...


20 Aralık 2012 Perşembe

"bağ-cık"

Bu gün kafamı fazla meşgul etmemek; hatta dağıtmak üzere lüzumsuz konulara vermeliyim dedim kendimi! Ama "bağcık" gibi bir konu bile önemli bir yer tutuyor hayatımızda...iki gündür kışa geçiş şerefine botlarımı kutusundan çıkarıp giydim...fakat geçen zaman içinde unuttuğum bir şey vardı; bağcıklarının sürekli gevşeyip çözülmesi! Evet! silindirik bağcıkları oldum olası sevmemişimdir. Günde on defa çözülür durur...eğil-kalk, bağla...fark etmediysen de bas, takıl, düş!..ya da yürüdükçe sürüye sürüye, çamurlanıp ıslansın!  Tom Cruise'un oynadığı bir film vardı "Cocktail"miydi acaba?...Filmde bağcık sayesinde dolar milyoneri olma hayalleri vardı!..gerçekten her insanın bir çift ayağı ve birden fazla ayakkabısı olduğu düşünülecek olursa böylesine basit bir nesnenin hayatımızdaki vazgeçilmezliği net bir şekilde anlaşılır...
Hem ayakkabıyı gösterir, hem de ayakkabının ayaktan çıkmasını, ayağı sarmasını sağlar...19 bin dolara altından bağcık bile yapmışlar! Gümüş bağcıklar ise biraz daha ucuz: 3 bin dolarmış..Herkes çocukluğunda anne babasına bağlatır ayakkabısını...sonra fiyonk bağlama yöntemini iyi kötü öğrenir...ilerleyen zamanlarda da farklı bağlayabilir ve bazen de açamaz o kördüğümleri!..sağ ve sol ayaklardaki ayakkabılara farklı renk bağcık takanlar var bir de!..Farklı uzunluklarda bağcıklar olunca aradığını tam olarak bulabilmen için ölçmek gerekir!
Bağcıklı ayakkabı hayatı kaçırmanıza neden olur...o zaman bir kez bağladıktan sonra hızlı hızlı çekecek(kerata) ya da parmağınızı kaldıraç gibi kullanmaya başlarsınız çözüp bağlamadan!
Anlamına bakalım: bağlama işleminde kullanılan şerit biçiminde bağ..hatta otomatik bağcık ayarlayıcı bile yapmışlar! Filmlerden gördüğümüz bir şey daha var: mahkum olanlar hapse girerken ayakkabı bağcıklarını alırlar! Bu davranış, bağcığı bir silah olarak başkalarına karşı kullanmasın ve kendini asmasın diyedir!




BİR ANEKDOT:Sünger Bob evinde oturmuş televizyon izlerken birden kapı çalar. Gelen Patrick’tir ve yeni  ayakkabı almış fakat ayakkabı bağcığı bağlamayı bilmediği için giyememiştir...sünger Bob'tan yardım ister. Sünger Bob nasıl ayakkabı bağlanacağını göstermek için kendi ayakkabısının bağını çözer. Fakat bir daha bağlayamaz çünkü ayakkabı bağcığı doğduğundan beri bağlıdır!!!!!











Bağcık,sadece ayakkabılarda değil; kahramanların pelerinlerinde, iç çamaşırlarda, mayo-bikinilerin kenarında-köşesinde , şapkalarda, patiklerde, eşoftmanların belinde..!

19 Aralık 2012 Çarşamba

kozmik radyasyon ve düşünce sağnağı...

Kozmik radyasyon...mütasyon derken son birkaç gündür kafayı fena bozduk..."Mavi gezegen"bu şekilde biraz daha yük alırsa sanki patlayacak!

Bilinmeyen her zaman ürkütür; bilmek istiyorum dedim...biraz okudum;ama kafam daha da karıştı...1962, 1982 ve 2000 yıllarında gezegenler aynı hizaya gelmiş ve bir felaket ya da "dünyanın sonu" yaşanmamıştı... NASA, "Güneş ve Dünya hizaya girmeyecek ve herhangi bir kararma yaşanmayacak” dese de dünyanın çeşitli yerlerinde insanlar bir bilinmezliğin içinde..."ya olursa!" Bazıları, bu durumun Güneş ve Dünya’nın hizaya gelmesinden kaynaklacağına inanıyor. Böylece, "New Age" akımının parçası olan hayali Foton kuşağına girecekmişiz!.( Foton, fizik biliminde, elektromanyetik alanın kuantumu, ışığın temel birimi ve tüm elektromanyetik ışınların kalıbı olan temel parçacıktır).

İster dua edin , kendinizi su ve yiyecek, ya da sakinleştirici hap stoğu, bir kasa içki ile eve kapatın, manevi güçlerden yardım dileyin ne olacaksa olacak...korkunun ecele faydası yok derler ama şu an için ecelle ilgili bir şeyi kimse düşünmemeli!...Diyeceğim şu ki; bu süreç insanların neler yaşadıklarını ve dünyaya etkilerini düşünmeye itecek bir süreç...bu ne olursa-olmazsa olsun "insan olma süreci"...herkes iyi kötü bir nevi günah çıkartacak ...şu tarihler atlatıldıktan sonra en azından belli bir süre olumlu, kendinden başkalarını , dünyayı düşünecek...hem kendi...hem dünyanın geleceğini...


Bilimsel olan ve elde olanlara bakarcak olursak; gündüz ışığı azalacak. 22 Aralık'a kadar her gün giderek gündüz kısalacak. Yani 21 Aralık yılın en kısa günü; bu yüzden farklı etkileri yanlış okuyanlar olacaktır...ben ne gökbilimci ne de fizikçiyim ama belli bir mantık ile yaklaşmaya çalışıyorum...NASA'nın açıklamalarına inanmalı güvenmelimiyim...ya da açıklamadığı her bilinmeze bir senaryo mu yazmalıyım?! Yok efendim NASA Hollywood'a kriz döneminde sahip çıkmış ki  felaket filmleri yapılsın da insanlara bir şekilde olabilecekler duyurulup insanlık uyarılsın! Her tarafta komplo teorileri, görüşler, kehanetler, senaryolar...


Merkezinde Alcyone yıldızı olduğu varsayılan Ülker (Pleiades-Ülker, 78 milyon yıllık tahmini yaş ortalaması ile, genç yıldızlar barındıran, çok sıcak, parlak bir tayf, güneşimizden 10 kat büyük yıldızlarla süslü, parlayan bir sise sahipmiş) yıldız kümesini çevreleyen bir foton kuşağının var olduğu iddia ediliyor...Güneş sisteminin de bu yıldız kümesinin etki alanında olup, etrafında döndüğü ve bu dönüşü 25-26 bin senede bir tamamladığı varsayılıyor...Ülker yıldız kümesi etrafındaki yörüngesinde dönen Güneş sistemi, her dönüşü sırasında 2 kere olmak üzere, gene aynı yıldız kümesini çevrelediği varsayılan hayali foton kuşağının içinden geçmekte ve bu geçiş 2000-2500 sene kadar sürmekteymiş...Bu sürece de ışık çağı, foton çağı gibi kavramlar yüklenip, insanlık için yeni bir uyanış çağı olacağı varsayılıyor..oysa ki Güneş sistemi Samanyolu galaksisinin merkezi etrafında dönmekte, 26 bin ışık yılı uzaklıkta bulunmakta ve her bir dönüşü yaklaşık 220 milyon yılda bir tamamlamaktadır.Foton aslında ışık demektir, elektromanyetik bir ışınım fotonlardan oluşmaktadır yani. Dünyamıza gelen Güneş ışınları da fotonlardan oluşmaktadır. Bahsedilen foton kuşağının var olma ihtimali demek, bazılarının beklediği  Ülker yıldız kümesinin merkezinde bir kara deliğin var olması sonucunu doğurur...ama böyle bir gözlem ve veri sonucu yok! 
26.000 senelik periyod aslında dünyanın dikey aksı etrafında yaptığı topaç dönüşünün periyodu...
Bu dönüş süresince gökyüzünün görüntüsü de değişim göstermekte... Sadece Maya uygarlığı değil, dünyadaki bir çok uygarlık bu değişimi baz alarak hesaplamalar yapmışlar...

Karadelik kadar güçlü çekim etkisi bulunmadıkça, foton düz çizgi gibi akar 2 sarmallıdan 12 sarmallı DNA’ya geçme ise eşi benzeri görülmemiş bir bilimkurgu"uçuş"u...Yeryüzü ile iyonosfer arasındaki doğal titreşim, Schumann Rezonansı’ndaki artışdan bahsediyorlar(8'den 12'ye yükselmiş). Bilinç, bu rezonans yükselişi ile uyanacak...13 olduğunda, Dünya durup, Güneşin batıdan doğacakmış!(Schumann Rezonansı, yeryüzü ile iyonosfer arasındaki boşluğun doğal titreşimi, canlıların ürettiği, enerji ile, bu elektromanyetik alan etkilenir). Aslında, İyonosferden akan elektrik ve rezonans artışı; güneşin aktifleşmesi ile ve manyetik kutupların yön değişimine hazırlanması ile de ilişkilendiriliyor...işte böyle uzayıp gidiyor ama bu kadar fazla ve yoğun konuyu ancak bu kadar kaldırabileceğim...hepinize iyi uykular(nasılsa biraz daha vakit var, şöyle güzel bir uyku çekin düşünmeden...)yarın olsun durumda bir değişiklik, yeni haber ve kurgular var mı bakarız!




18 Aralık 2012 Salı

27 Aralık sabahı...


Fotoğraf: Zonguldak/15 Aralık-2012

Haftasonu çektiğim  Zonguldak fotoğraflarına bakarken bir aydınlanma yaşadım! Sonra şu 6 günlük senaryoyu düşündüm...ve soyutlama/basitleştirmeye çalıştım algılayabildiklerimi...

Sonuç: Karanlıktan aydınlığa...daha da bilinçlenerek çıkacağız!

ŞU 6 GÜNLÜK SENARYO:

1. gün: 21 Aralık 2012'de kör bölgeye giriş, tüm canlıların beden tipinin değişmesi, hiçbir elektrik aygıtının çalışmaması, tam karanlık.
2. gün: Atmosfer basıncının düşmesi, herkesin kendisini şişmiş hissetmesi, Güneş'in yeterli ısıtamaması, dünya ikliminin soğuması (buzul çağı soğuğu).
3.-4. gün: Atmosferin şafak vakti gibi sönük bir ışıkla aydınlanması, foton etkisinin başlaması, foton enerjili aygıtların çalışabilir hale geçmesi, yıldızların yeniden gökyüzünde belirmeleri.
5.-6. gün: 24 saatlik gündüz devresine giriş, kör bölgeden çıkıp ana foton kuşağına giriş, tüm canlıların güçlenip zindeleşmeleri, dünya ikliminin ısınması, foton ışınıyla çalışan gemilerin uzayda yolculuk yapmaya başlaması, telepati, telekinezi gibi psişik yeteneklerin ortaya çıkışı (uyanış, süperbilinç).


16 Aralık 2012 Pazar

look at-luket!


Sadece "LUKET" olsaydı, altına -YORUMSUZ- yazmak isterdim!; "bakmak" yeterli olurdu... Ama işin içinde et ve "tek etlilik" durumu var!!!! Baton dönerin sloganı sonuçta amacına ulaştı!

Fotoğraf: Zonguldak/15-12-2012

Aşağıdakiler-yukarıdakiler

Haftasonu yol Zonguldak'a düşünce soluğu limanda aldım...yıllar önce limanın içinde biriken atıkların yarattığı natürmort'un bir benzeriyle karşılaşınca; anladım ki  değişen hiç bir şey yok olumlu yönde!..Zaten Marmara'nın kirliliği malum!..Buralar da göründüğü gibi; bunlar yüzebilen atıklarımız...dibin durumunu düşünmek bile istemiyorum...ama her şeye rağmen balıklar inatla yaşamaya devam ediyorlar bu sularda! İşte aşağıdakiler ve yukarıdakiler...






14 Aralık 2012 Cuma

Ben kimim?..kimim ben? -1-


Soru sormadan edemiyorum!..sorgulamadan...geçen her gün, her dakika ile  kim olduğumu  unutuyorum...kimim ben? 20'li yaşlara ( 80-90'ların arasına ) sıkışıp kalmış bir ruh mu, yoksa 46 yaş sendromunda, değişen dünya düzenine ayak  uyduramamış yorgun ve bezgin bir bedenin sahibi mi?
Bir baltaya sap olabildim mi, yoksa hala yontulmayı bekleyen bir "kütük" müyüm? Yontulup birilerinin, sistemin elinde kukla mı oldum? yoksa kendi istek ve  özgür irademle kendi yolumu çizen biri miyim? Nereye gitmek istiyordum? Neredeyim ve daha ileri gidebilecek miyim? Geri dönmek, geçmişi geri getirmek imkansız...peki eskisi gibi olabilecek miyim? Hepsini geçtim; mevcut şartlarda hala mutlu olabilme şansım var mı?


"Şükret!" diyorlar...bu "daha fazlasını isteme" mi demek?..tevekkül içinde mi olmalıyım? yok yok!..hiç soru sormamalıyım! Kancaları ancak balık oltaları ucunda görmeliyim; soru işaretlerinde değil!..




 ...soru işaretlerinin noktalarını da en çok kullandığım üç noktanın(...) içine yedirmeliyim! İyi niyetli düşünüp mevcut şartlarda hala mutlu olabilme şansımın olduğuna ve şartları değiştirebileceğime inanmak istiyorum!