| İlk defa bir çift kargayı “iş üstündeyken” gördüm Ayazağa askeriyenin telörgüleri önünde! Oldukça kaba bir biçimde çiftleşiyorlardı; erkek kedinin dişi kedinin ensesinden ısırdığı gibi gagasıyla ısırıyordu karga da dişisinin ensesini… ve koca gagasıyla çekiyordu tüylerini… “Gaakkk”!.. Dut ağacının yeni yeşermiş cılız yaprakları altında çiftleşiyordu serçeler;kendi cüsselerine yakışır… “ciikkk”!.. Şehrin kenarında köşesinde bir doğa parçası bulan, uyuyordu kendi “doğa”sına anlaşılan! Kara sağan(apus apus)lar yani ebabil kuşları, ve yusufçuklar uçuş sırasında çiftleşiyorlardı sağımda, solumda, etrafımı saran, beni içine alan boşlukta, gökyüzüne doğru biryerlerde… Bahar sarhoşluğuyla yolunu şaşırıp, birkaç yeşilliğe aldanıp şehrin göbeğine kadar ilerleyenler; göç eden kuşların, kelebeklerin ve genelde kınkanatlıların bazıları kanatları olmalarına rağmen kıyıya vuran denizanaları gibi geri dönemiyorlardı bu labirentten çıkıp… onların narinliklerini görmezden geliyordu bu şehrin ölüm duvarları. Taksim - 4. Levent arasında yerin metrelerce altında hareket halinde bir metronun içinde “pıtt” diye cama vurdu kelebeğin biri… ve tutundu kaldı gün ışığından uzak yapaylığın camına… kimsede tık yok! Hatta oturdukları yerden, karanlıktan başka bir şeyin görünmediği pencereden dışarı yada rahat inceleyemedikleri yolcuların camdaki yansımalarına odaklanarak; ellerde cep telefonları, boyunlarda mp3’ler, kulaklarda kulaklıklar, kulaklıklardan dışarı sızan şarkılarla daha da duyarsızlaşarak; kararlı bir şekilde “oturma eylemi” yapıyorlardı… kelebeğe uzandım, küçük ürkek bir iki kanat vuruşuylasüzülerek biraz uzağa tekrar kondu. Avucumu onun durduğu yerde camın üzerine koyup yavaş yavaş çemberi daralttım… artık avucumdaydı fakat içine koyacak hiç birşey bulamadım. O an ani bir kararla sırt çantamın fermuarını hızla açıp onu çantanın içine doğru serbest bıraktım… Metrodan indiğim 4.Levent’te çantanın içinde, kanatlarını toplamış, kitapların üzerinde duruyordu… biraz dürttüm… Bir kaç garip bakış altında tekrar ait olduğu gün ışıklı boşluğa döndü… Fotoğraflar: 1991-"Arı kuşu ve Haydarpaşa Gar Kulesi" 2009-Yalova-"Tavuskelebeği-İnachis io" Bu yazı,05-11-2006 tarihinde "bizimavrupa.com"da yayınlanmıştır. |
30 Mart 2012 Cuma
Şehirde
29 Mart 2012 Perşembe
"Uçuş"
*Beste: Cüneyt Gök-2011-Video çözünürlüğü düşüktür...ayrıca Şiirle bütünlemek için küçük ekranda izlemenizi öneririm!
UÇUYOR
UÇUYOR
SAVRULUYOR
MARTILAR YERİNE BİR POŞET
ÜZERİMDE ŞEHRİN GÖBEĞİNDE
YOK OLUYOR DÜŞÜNCELER
SİGARAMIN DUMANIYLA BİRLİKTE
RÜZGARLI GÖĞÜN DERİNLERİNDE...
YOK OLUYOR DÜŞÜNCELER
SİGARAMIN DUMANIYLA BİRLİKTE
RÜZGARLI GÖĞÜN DERİNLERİNDE...
DİKENLİ TELLERE TAKILIYOR SONRA
YASAK BÖLGEDE…
GÜNEŞİN ALTINDA
SOLGUN BEDENLERİMİZ
YORGUN ADIMLARIMIZLA
TEKRARLANIYOR GÜN
BAŞLADIĞI GİBİ BİTİYOR
BİTİYOR YİNE…
GÜZEL SÖZLERE
GÜZEL HAVALARA
ALDANMAYAN
GÜZEL SÖZLERE
GÜZEL HAVALARA
ALDANMAYAN
İKİ SERSERİ RUH
İKİ SERSERİ BEDEN
İSYAN EDİYOR
KARŞI DURUP
YER ÇEKİMİNE...
İKİ SERSERİ BEDEN
İSYAN EDİYOR
KARŞI DURUP
YER ÇEKİMİNE...
LENNON

Beraberlikleri yıllarca gündemden düşmeyen Lennon-Ono çifti 1966 yılının kasım ayında Londra’nın “avant gard” sanat galerisi “İndica”da ilk defa bir araya geldiklerinde,efsane grup "Beatles"ın beyni 26 yaşındaki John Lennon kendi deyimiyle “İsa’dan bile daha popülerdi”. Daha sonraları Beatles hayranları tarafından
grubun dağılmasından sorumlu tutulacak Japon asıllı, 33 yaşındaki ressam ve konsept sanatçısı Yoko Ono ise sansasyonel çalışmalarıyla NewYork sanat çevrelerinin aranan isimlerindendi. Başından beri tepkiyle karşılanan bu ilişki,ikili için sanatın,aşkın,cinselliğin bir araya getirip oluşturduğu yeni ve alternatif bir ifade biçimi anlamına geliyordu. Uyuşturucunun,sürdürdükleri marjinal hayatın
vazgeçilmez bir parçası haline geldiği yıllar boyunca Vietnam savaşını protesto etmek için düzenledikleri gösterilere,toplumun değer yargılarını sorguladıkları ve kapağında genellikle ikilinin çıplak fotoğraflarının yeraldığı ortak stüdyo çalışmalarına imza attılar. Oğulları Sean 1975'de dünyaya geldiğinde Lennon-Ono için dönüm noktası oldu. Uyuşturucuyu kesin olarak bıraktılar ve düzenli bir hayat sürmeye başladılar. Huzurlu ve mutlu yaşarken 8 aralık 1980 günü Central Park’ta evinin önünde bir hayranı Lennon’u vurarak öldürdü.
1-Andy Warhol-John Lennon
2-John Lennon whit Yoko Ono Drawing-Anna Shipstone
27 Mart 2012 Salı
CHE
Arjantinli doktor, marksist politikacı ve dönemin Küba gerillaları ile Enternasyonalist gerillalarının lideriydi… Romantik ve kahramanca başkaldırısı, ardından trajik ölümü, onu devrimci bir aziz haline getirdi.
1959 yılında Küba’da yönetimi ele geçiren Fidel Castro’nun 26 Temmuz Hareketi’nin bir üyesi olmuş,yeni hükümette çeşitli önemli görevlerde bulunmuş, kitap ve makaleler yazmıştı...
1965 yılında,artık farklı ülkelerin devrimci hareketlerine destek vermek gerekiyor diye Küba’dan ayrılmıştı…
1959 yılında Küba’da yönetimi ele geçiren Fidel Castro’nun 26 Temmuz Hareketi’nin bir üyesi olmuş,yeni hükümette çeşitli önemli görevlerde bulunmuş, kitap ve makaleler yazmıştı...
1965 yılında,artık farklı ülkelerin devrimci hareketlerine destek vermek gerekiyor diye Küba’dan ayrılmıştı…
1967’de Vallegrande yakınlarındaki La Higuera’da Bolivya Ordusu’nun elinde iken öldürülen Che Guevara dünya üzerinde hem sosyalist devrimci hareketlerin hem de onun Alberto Korda Diaz tarafından çekilen ünlü fotoğrafı 20 yüzyılın sembolü haline gelmiştir...CHE, ülkemizde de devrimci gençliği derinden etkiledi... pek çok militan, bu romantik ve destansı savaş rüyasının ardında yitirildi.
Fidel'e Şarkı/Ernesto Che Guevara
Haydi gidelim,
ateşli peygamberi şafağın,
gizli patikalardan ulaşalım
o yeşil timsahı kurtarmaya, aşkla sevdiğin.
ateşli peygamberi şafağın,
gizli patikalardan ulaşalım
o yeşil timsahı kurtarmaya, aşkla sevdiğin.
Haydi gidelim,
isyankar ve marslı yıldızlarla dolu
cepheyle aşağılanmayı bozguna uğratarak
zafere erişmeye ya da ölümle buluşmaya yemin edelim.
isyankar ve marslı yıldızlarla dolu
cepheyle aşağılanmayı bozguna uğratarak
zafere erişmeye ya da ölümle buluşmaya yemin edelim.
Duyulduğunda ilk atış sesi ve uyandığında
çalılıklar bakirelere yaraşan bir şaşkınlıkla,
orada, yanıbaşında, olgun savaşçılar olarak,
bulacaksın bizi.
çalılıklar bakirelere yaraşan bir şaşkınlıkla,
orada, yanıbaşında, olgun savaşçılar olarak,
bulacaksın bizi.
Saçıldığında sesin dört rüzgara doğru
adalet, ekmek, özgürlük, tarım reformu,
orada yanıbaşında, aynı vurgularla,
bulacaksın bizi.
adalet, ekmek, özgürlük, tarım reformu,
orada yanıbaşında, aynı vurgularla,
bulacaksın bizi.
Ve yerini bulduğunda bunca emeğin sonunda
zalime karşı doğruluğun uğraşı,
orada, yanıbaşında, bekçilik ederken mücadelenin sonuçlarına,
bulacaksın bizi.
zalime karşı doğruluğun uğraşı,
orada, yanıbaşında, bekçilik ederken mücadelenin sonuçlarına,
bulacaksın bizi.
Yaralı böğrünü yaladığı gün canavar
milliyetçi bir mızraktır onu orada vuran,
orada, yanıbaşında, gururlu yüreklerimizle,
bulacaksın bizi.
milliyetçi bir mızraktır onu orada vuran,
orada, yanıbaşında, gururlu yüreklerimizle,
bulacaksın bizi.
Sanma ki bozabilirler bütünlüğümüzü
rüşvetle kuşanmış yaldızlı bitler,
tek istediğim bir tüfek, mermiler ve bir siper.
Başka hiçbir şey.
rüşvetle kuşanmış yaldızlı bitler,
tek istediğim bir tüfek, mermiler ve bir siper.
Başka hiçbir şey.
Çilli horozum...

Tavukların kuluçkaya yatmaya başlama özelliğini kazanması Anadolu'da "Gurk olmak" olarak adlandırılıyormuş..Tavuk her zaman, mevsim ve diğer şartlar tamam olsa da "gurk" olamıyor...Rahmetli büyükbabam kuluçkaya yatmayan tavukları yatırmak için önce rakı içirir, sonra ayaklarından tutup havada şöyle 5-10 tur çevirir, ardından da yumurtaların üzerine bırakırmış...hayvancağız kendine geldiğinde anlam veremediği ve hatırlayamadığı bu durumu aşamazmış...tavuk mu yumurtadan çıkar yumurta mı tavuktan tartışması bir yana civciv olabilmesi için "horoz" gerekir...kümesin olmaz sa olmazı horozun diğer görevi de haremi kollamak, yabancıları yaklaştırmamak...bir de normal şartlarda sabahları ötmektir...birden fazla horoz demek; kaçınılmaz kavga demek, dalaş demek...havada uçuşan tüylerin altında otorite kurma ve devam ettirme zorlaşır böyle durumlarda...
Zavallı horozlarım!..civcivken ne kadar da sevimli ve sakindiler...sonra büyüyüp palazlanınca ikisi horoz çıktı...yakışıklı bir kızıl, bir beyaz iki horoz bir kümeste...onları beslemek için kümese giden amcama saldırırlardı...yazın bir hafta sonu Yalova dönüşünde müstakil apartmanımızda amcamlar bizi "yoldan geldiniz, yemek pişirmekle uğraşmayın, buyurun bizde yiyelim" diye davet ettiler...salçalı tavuk yemeği yapmış yengem...yemekler yendi...biraz kart ve kaslı gibiydi tavuk...ben pek yiyemedim...ertesi sabah kümese indim benimkileri özlemiştim...acı gerçek ile yüzleştim...tabi hayatta yaşayacağım diğer akıl almaz ve acı olayları düşününce bu hafif kalacaktı...yine de çocuklukta yaşanan zorluklar bizi hayatın gerçeklerine hazırlıyor diyebiliriz... Gemiye tek kaptan yeter...iki kaptan olunca gemi ya karaya oturtur ya da batar... her kafadan bir ses çıkması, her önüne gelenin aklına geleni söylemesi "demokrasi" kelimesi altında "kakafoni" yaratır...horozlar artık yerli-yersiz ötüyor...akşam olurken, gecenin bir vakti, takılmış plak gibi...Horozun bol olduğu köyde sabah geç olurmuş...
Erol Büyükburç'un da söylediği aslı bir Sivas türküsü olan parçayla kapatalım programımızı..."Horozumu kaçırdılar"...bu arada Erol Büyükburç 1965 yılı"Horoz Nuri" adlı filmde de oynamış
Erol Büyükburç'un Söylediği:Horozumu satamadım
Kumbarama atamadım
Bir kız alıp kaçamadım
gah bili bili bilibil bilibili bili
Çilli de horozum kayboldu
Horozumu kaçırdılar
Damdan dama uçurdular
Suyuna da pilav pişirdiler
gah bili bili bilibil bilibili bili
Çilli de horozum kayboldu
Horozumun tüyü kara
Sesi gider Üsküdar'a
Bugünlerde düştüm dara
gah bili bili bilibil bilibili bili
Çilli de horozum kayboldu...
Bir kız alıp kaçamadım
gah bili bili bilibil bilibili bili
Çilli de horozum kayboldu
Horozumu kaçırdılar
Damdan dama uçurdular
Suyuna da pilav pişirdiler
gah bili bili bilibil bilibili bili
Çilli de horozum kayboldu
Horozumun tüyü kara
Sesi gider Üsküdar'a
Bugünlerde düştüm dara
gah bili bili bilibil bilibili bili
Çilli de horozum kayboldu...
Kaynak: Sirri Sarisözen Yöre: Sivas
Horozumu kaçırdılar
Damdan dama uçurdular
Suyuna da pilav pişirdiler
Bili gah bili gah bili bili gah gah
Küpeli horozum
Kar beyazım
Bir sabah kalktım
Avluya baktım
Aradım taradım bağırdım çağırdım
Bili gah bili gah bili bili gah gah
Küpeli horozum
Kar beyazım
Kanadı var kilim gibi
İbiği var elim gibi
Acısı var ölüm gibi
Bili gah bili gah bili bili gah gah
Küpeli horozum
Kar beyazım
26 Mart 2012 Pazartesi
"Imagine"
"İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar" demiş Yahya Kemal...düş kurmak, hayal etmek dalgalı yaşam denizinde bize küçük koylar sunar; sığınacak ve dinlenecek...dinlenirken düşünür ve cevaplar buluruz belki...belli mi olur bu arada deniz de belki biraz durulur! Bir de kurulan hayaller gerçek olur da insanın ömrü bunu görmeye yeterse...daha başka ne ister ki..!
Düş Kur (Imagine-John Lennon)
Düş Kur (Imagine-John Lennon)
Imagine no possesions,
I wonder if you can,
No need for greed or hunger,
A brotherhood of man,
Imagine all the people
Sharing all the world...
Hayal et malın mülkün
Olmadığını
Merak ediyorum
Yapabilir misin
Ne açlık var ne aç gözlülük
İnsanların hepsi kardeş
Tüm insanların
Tüm dünyayı paylaştığını
Hayal et.
You may say im a dreamer,
But im not the only one,
I hope some day youll join us,
And the world will live as one
Hayalci diyebilirsin bana
Oysa yalnız değilim ben
Umarım bir gün sen de
Katılırsın bize
Ve bir bütün olur dünya
I wonder if you can,
No need for greed or hunger,
A brotherhood of man,
Imagine all the people
Sharing all the world...
Hayal et malın mülkün
Olmadığını
Merak ediyorum
Yapabilir misin
Ne açlık var ne aç gözlülük
İnsanların hepsi kardeş
Tüm insanların
Tüm dünyayı paylaştığını
Hayal et.
You may say im a dreamer,
But im not the only one,
I hope some day youll join us,
And the world will live as one
Hayalci diyebilirsin bana
Oysa yalnız değilim ben
Umarım bir gün sen de
Katılırsın bize
Ve bir bütün olur dünya
Crazy Patchwork...Kırkyama...Yamalı bohça...
Eskiden üretilen her şey uzun ömürlüydü... hatta "evladiyelik"ti...elbise, pantalon, kazak, ceket, gömlek yıllarca giyilirdi...pek öyle moda takibi olmaz, ihtiyaç giderilirdi ve bundan kimse yakınmazdı...Yenisini alamadın mı; evir, çevir, ters yüz et, yama, onar...giy. Benzer kumaş bul, kes, dik, onar...yeniden giy... bir de kazak, hırka, süveter, atkı, eldiven örülür, "Burda" dergisi gibi moda dergilerinden çıkan "patron"lar kullanılarak elbise, etek, pantalon dikilirdi...ayakkabıya pençe-gizli pençe yaptırılır, delinip, açıldıysa, taban yapıştırılır, yırtık diktirilir bir kaç mevsim daha giyilirdi...babanın on sene giyip biraz eskittiğini, büyük ağabey de giyer, ortanca ağabey de... sen ergenliğe geçince, üstüne birazcık büyük gelse de büyüdün, "adam" oldun ya giyersin... işte öyle bir dönemdi..."tüketim çılgınlığı", "kullan-eskimeden at" tam olarak girememişti henüz hayatımıza...
Tasarruf amacıyla ninelerimizin başlattığı bu yamama işi, gelişerek "Patchwork"-"Kırk Yama" sanat haline geldi...artık, parça kumaşlar ile masa, koltuk, kanepe örtüleri, battaniye, şal vs.vb.gibi dekoratif ve ev tekstil ürünleri üretmek ve "Country" ya da "Taşra-Kırsal yaşam" etkisini evlerde görmek de mümkün oldu...
Yukarıda görülen nesne, formundan ve genel görünümünden de anlaşılacağı üzere bir bot, "zodiak"... bu sanatın uygulanmasını düşünebileceğim en son yer!..yamaları sayamadım!..tamamen yamalardan oluşmuş olabileceğini bile düşündüm...tahminimce delik ve yırtıkların sayısını yamalardan daha da fazla; çok maceralı günler geçirdiği kesin!..şu an için suyun üzerinde yüzüyor olsa da sahibi dahil binecek olanların bildikleri bir kaç duayı okuyup-üfledikten sonra binmelerini öneririm...Allaha emanet!
Yalova-2006
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









