Dün "Kitap" demiştim...bu gün ansiklopedi...Hepimiz yaşar, biriktirir, öğreniriz...her gün, yaşanan her yeni şey ile sayfaları artan bir kitaba dönüşürüz..bazen biri sizden bir sayfa çevirir, okur ve bir şeyler öğrenir bazen de siz başkasının sayfalarını çevirirsiniz; ileri ya da geri ...hayat zaman ile birlikte sayfaları doldurarak sadece ileriye doğru çevirendir...o aslında bir ansiklopedidir...biz hayatımızın sonuna kadar ya o ansiklopedinin bir fasikülü olmayı başarırız ya da (en az 49 sayfalık) bir kitap olarak kalırız.
Çocukluğumda, 70'li yılların başında, televizyon yeni yeni girmeye başlamıştı dünyama ... "Yaşayan Dünya" ve "Kaptan Cousteau"nun belgeselleriyle büyüdüm . David Attenborough'un dünyayı dolaşıp bize gösterdikleri, anlattıklarını kayıt ederdim hafızama...Callipso ile okyanusları dolaşır, maceradan bilgiye koşardım...belgesellerin dışında kalan zamanlarda ansiklopedilerin sayfaları arasında kaybolduğumu hatırlıyorum...ödev yapmaz, ansiklopedi okurdum...bir gün kendi "Doğa Ansiklopedimi" yazmaya karar verdim...önce tüm ansiklopedileri tarayacak, "a" harfinden başlayarak tüm canlıları; hayvanları, böcekleri listeleyecek, fotoğraf ya da çizimlerine bakarak da çizip boyayacaktım...proje sözlükten öteye gidemedi...ama daha iyisini yaptım; bir kaç belgeselcik çekmeyi başardım bir 20 yıl sonra...
Hayat Mecmuaları, Doğan Kardeş Dergisi ile başlayan serüven, Hürriyet Gazetesinin Kitapları, Günaydın Gazetesinin kuponlarıyla aldığım Uzay Ansiklopedisi, Fen ve Tabiat Ansiklopedisi... Meydan Larousse, Milliyet Çocuk Dergisi, Cumhuriyet Ansiklopedisi, Britannica, 20 yy. Ansiklopedisi, BilimTeknik Dergisi , Görsel Bilim Teknik Ansiklopedisi, Görsel 20 yüzyıl Ansiklopedisiyle devam etti...Tv kanalları arttı, belgeseller arttı, gazeteler ansiklopedi ve kitap vermeye devam etti...biz de kupon toplamaya...
bu gün hala hepsini saklıyorum...ve her geçen gün daha da aydınlanıyorum... bir sayfa daha artıyorum!
...Şimdiki nesil okumaktan çok yazmayı seviyor!
Fotoğraflar: Cüneyt Gök-Galataperform-2010, Alanya-2010, Yedikule-2010
28 Şubat 2012 Salı
27 Şubat 2012 Pazartesi
kitap
bilgiye aç ve istekliydi
adam; meraklı...
ama soruları cevapsızdı
...kitaplar
ve onları yazanlar
biliyordu oysa ki
tüm yönleri, cennet ve cehennemi
yedi kıtayı, uzayı ve evreni...
okumaktan yorgun düştüğü oldu
gündüz ve geceler
ama cevaplar hep geldi sonradan
birleşip durdukça kitaplar
cevap oldu
birbiri ardına
bir yere kadar...
ama adam yaşamadan öğrenemedi...
öğrenemedi tam anlamıyla
...şimdi sayfaları
denize karşı açılmış bir kitap gibi
kendi kendinin hangi sayfasında
kaldığını biliyordu artık
...deniz de onu onun kadar....
söz uçar gider
yazı kalır
yazılanlar yazgımız olsa da...
karşılaşabilirsin bir gün
aşkla, ölümle mesela...tutku, nefret, iyilik ve kötülük yan yana
aynı sayfada...
daha çok yaprak var kitapta
okumadan çevirme sayfaları
yazılanlar yazgımız olsa da...
26 Şubat 2012 Pazar
Bakışlar -2-
Her gövdenin bir genel duruşu vardır; hayata karşı bir duruş... ve her duruşun hayata bakışı...Kendine özgüdür her bakış...kendine güvenen, kendini beğenmiş... mütevazi ve çekingen...kiminin çok doğaldır bakışları...kimi ürkek, kimi umursamaz...
Takılıp kalır bakışlar bir yere... düşünceler başka yerde...bazen sorgular gibidir, bazen hoşnut, bazen endişeli, bazen kaygısız, bazen Karadeniz'de gemileri batmış...
Bir cevap arar gibidir bazı bakışlar... birilerini, bir şeyleri arar gibi ...sorar gibidir, suçlar gibi, över gibi, hem nefret eder hem sever gibi...
25 Şubat 2012 Cumartesi
Bakışlar -1-
Bazen içten , sımsıcak bakışlarla karşılaşırız, gülümseyen, sevecen..."gözlerinin içi gülüyor" deriz. Samimidir, açık ve net; içi dışı bir...
Kiminin delici bakışları vardır; etkileyici ama insanın içini ürperten. Kiminin donuktur bakışları...sanki hiç bir yere odaklanmamış, dümdüz bakışlar...nereye baktığını, ne hissettiğini, düşündüğünü yansıtmayan bakışlar...Kıskanan, küçümseyen, meraklı, somurtan bakışlar...özenen, utanan, kaçırılan bakışlar...ciddi, ürkek, hırçın, baygın, süzgün, soluk bakışlar...sadece gözler bakmaz; tüm yüzün kasları mimikler, dudaklar, gamzeler, kaşlar, kirpikler destekler bakışları...ifade kazandırır... görme özürlülerin gözleri olmasa da bakışları daha delicidir!
Bakışlar insanın yüreğini, ciğerini gösterir...kimilerinin yüreği kocamandır "mangal yürekli", kiminin "ciğeri beş para etmez". Kimilerinin görmüş geçirmişliği yüzüne yansıdığı kadar bakışlarına da yansır; olgun bakışlar..kimileri bu olgunluğu taşıyan bakışlara; hayatın zorlukları ve yüküyle küçük yaşta tanışıp sahip olur...
Güneşli, aydınlık bir havada kısılır gözler...tüm ifade değişir. Şaşı, şehla bakışlar sevimli kılabilir bir insanı olduğu kadar da bir hayvanı...çocukluğumda "Hür Doğanlar"adında bir dizi vardı TRT de; işte orada dişi ve şaşı bir aslan vardı adı "Elsa" idi bakışlarını hiç unutmadım.
Deli bakışları, pörtlemiş gözler, dışarı fırlayacak gibi, faltaşı gibi açılmış gözler, kanlanmış yorgun, uykusuz gözler ve bakışlar...Öncelikle yüzün yapısı bakışın ifadesini belirler, sonra gözlerin büyük- küçük olması, göz rengi...bazılarının göz çukuru derindir, bazılarının gözleri doğuştan sürmeli...ince, kalın, seyrek kaş, bitişik-ayrık gözler, uzun-oval-toparlak surat...
Bazıları hep aynı şekilde, aynı ifade ile bakar...Müslüm Gürses mesela...Türkan Şoray...Elizabeth Taylor'ın menekşe gözleri beni hep etkilemiştir, Hülya Avşar'ın mavi gözleri içinde İbrahim Tatlıses "Mavi mavi" şarkısını bestelemişti...tabi gözler, bakışlar için çok şarkı yapılmış, şiirler yazılmıştır. Aşık insan farklı bakar...özellikle gözünü ayıramaz sevdiğinden...dünyaya da pozitif bakar. Çocuklar, yaşlılar farklı bakar Kadınlar farklı bakar...kadınlar göz süzebilir etkilemek için ...erkeklerin de kendilerine özgü "8 numaralı bakış gibi "numaralandırılmış bakışları vardır; Clark Gable'dan gelme...karşı cinsi etkilemek adına... Polisler farklı, subaylar farklı bakarlar, din adamları, mutaasıplar, hayat kadınları, hapis yatmışlar, damga yemişler, hayatın sillesini yemişler, feleğin cemberinden geçmişler başka başka ...Yük taşıyan zavallı atlar "at gözlükleri" ile farklı ...Gözlük kullananlar, hele hele derecesi fazla "şişe dipli" gözlük kullananlar farklı bakarlar...güneş gözlüğü takanlar ile göz kontağı pek kurulamasa da bakışlarını yine yüzlerinden anlamaya çalışırız...kimileri de bakışlarını gözlerini saklayarak örtmeye ...kime ve nereye baktıkları anlaşılmasın diye, bazen de tanınmamaya çalışırlar..alkolikler, müptezeller daha bir baygın bakarlar...hayattan beklentisi ve umutları olanlar farklı, umutlarını ve yaşama sevinçlerin kaybetmiş olanlar farklı.... Kızgın, öfkeli insan bakışları negatif gelse de aslında dünyaya ve yaşama karşı tepki gösterdiği için takdir de ederim; gitgide donuklaşan, duyarsızlaşan, heyecanını, coşkusunu yansıtamayan, net olmayan bakışlardan daha iyidir!
24 Şubat 2012 Cuma
Siyam Balığı
Francis Ford Coppola'nın 1983 yapımı "Rumble Fish" filmini izleyip de etkilenmeyen var mıdır?
Kenar mahalle çetelerindeki gençleri kavgacı Siyam Balıklarıyla özdeşleştirme... başarılı ve sonradan hepsi ünlü olacak( yine Coppola'nın "Outsiders" filminde olduğu gibi) bir oyuncu kadrosu, siyah-beyaz seçimin içinde renkli Siyam Balıkları...
Fotoğraflar:Cüneyt Gök
Siyam balığı agresif bir yapıya sahiptir. Bu yüzden bir arada yaşamaları hele hele -erkek olanların- ufacık bir kavanoz ya da fanusta ise daha da zordur; birbirlerine saldırıp parçalarlar. Ciğerli bir balık olduğu için suyun yüzeyine doğru çıkar ve nefes alabilir. Genellikle tek olarak bakılıp beslenir, bardakta, kavanozda, fanusta ...akvaryumcularda ayrı kapların içinden birbirlerini gören erkek siyam balıkları kabararak, reklerini daha da canlı hale getirerek rakiplerine kafa tutar, camın diğer tarafına geçebilecekmiş zannederler...ayna tutulduğunda da kendini görüp, başka bir Siyam Balığı zanneder ve bu davranışlarını devam ettirir...Muhabbet kuşlarının kafeslerine de ayna takarlar...o da kendi yansımasıyla konuşur, kabarır, kızar ama Siyam Balıklarının bu kavgacı yanı daha farklıdır. İnsanlar tarafından, renklerinin değişmesi, koyulaşması ve canlı kalması için hep bir başka Siyam Balığını ya da aynada "kendilerini görmeye" zorlanırlar... Akvaryum, hava motoru vs.vb. ye ihtiyaç duymadığından küçücük kaplarda yaşamaya!.. Horoz dövüşü, deve güreşi, köpek dövüşü yaptıran zihniyet Siyam Balıklarını da dövüştürür...
Kenar mahalle çetelerindeki gençleri kavgacı Siyam Balıklarıyla özdeşleştirme... başarılı ve sonradan hepsi ünlü olacak( yine Coppola'nın "Outsiders" filminde olduğu gibi) bir oyuncu kadrosu, siyah-beyaz seçimin içinde renkli Siyam Balıkları...
Fotoğraflar:Cüneyt Gök
Siyam balığı agresif bir yapıya sahiptir. Bu yüzden bir arada yaşamaları hele hele -erkek olanların- ufacık bir kavanoz ya da fanusta ise daha da zordur; birbirlerine saldırıp parçalarlar. Ciğerli bir balık olduğu için suyun yüzeyine doğru çıkar ve nefes alabilir. Genellikle tek olarak bakılıp beslenir, bardakta, kavanozda, fanusta ...akvaryumcularda ayrı kapların içinden birbirlerini gören erkek siyam balıkları kabararak, reklerini daha da canlı hale getirerek rakiplerine kafa tutar, camın diğer tarafına geçebilecekmiş zannederler...ayna tutulduğunda da kendini görüp, başka bir Siyam Balığı zanneder ve bu davranışlarını devam ettirir...Muhabbet kuşlarının kafeslerine de ayna takarlar...o da kendi yansımasıyla konuşur, kabarır, kızar ama Siyam Balıklarının bu kavgacı yanı daha farklıdır. İnsanlar tarafından, renklerinin değişmesi, koyulaşması ve canlı kalması için hep bir başka Siyam Balığını ya da aynada "kendilerini görmeye" zorlanırlar... Akvaryum, hava motoru vs.vb. ye ihtiyaç duymadığından küçücük kaplarda yaşamaya!.. Horoz dövüşü, deve güreşi, köpek dövüşü yaptıran zihniyet Siyam Balıklarını da dövüştürür...
23 Şubat 2012 Perşembe
özür

cebimden özür diliyorum
yeterince dolduramadığım için
herkes güzel bir hayat ister
ben parasız da olur dediğim için
ailemden özür diliyorum
gökyüzünden özür diliyorum
sigara içtiğim için
denizden özür diliyorum
tuvalete gittiğim için
topraktan özür diliyorum
yeterince sahip çıkamadığım için
tüm tüketimlerim için
yaşamak ve üretmek adına aldıklarım
çaldıklarım ve yerine koymadıklarım için
doğadan özür diliyorum!
ciddi insanlardan özür diliyorum
arada bir gülümsediğim için
tavuğu, balığı, pizzayı elle yediğim için
"adab-ı muaşeret kuralları" kitabının yazarından
özür diliyorum
yüksek sesle müzik dinlediğim günler için
balkonda mangal yaptığım günler için
pencereden halı silkelediğim günler için
komşularımdan özür diliyorum
son 15 yıldır kimseye bir mektup
bir kart atmadığım için özür diliyorum
körelen dostluklar için
yitip giden yarınlar için özür...
yaptıklarımın hepsinde "ben" de varım; suçluyum...
inandıklarım uğruna, tüm başkaldırılarıma rağmen
tüm sorgulamalarıma rağmen
yüzde elliden fazla diğer insanlar gibi olduğum için
herkesden, herşeyden...dünyadan özür diliyorum
tarihten, geçmişten
seçemediklerim, mecbur kaldıklarım için
fark etmediğim şeyler ve gerçekler için
özür!..
Not: Yukarıdaki fotoğraf "Mimoza" filmimden...filmin birer kopyasını halen ulaştıramadığım, Janset Paçal ve Ümit Çırak'tan ÖZÜR DİLİYORUM!
22 Şubat 2012 Çarşamba
DEM
Çay demini almıştır artık...herhalde!
Demi, çayın istenilen renk, koku ve tada ulaşması olarak bilsek de; zaman, çağ anlamını da taşır kullanıldığı yere göre...ayrıca soluk, nefes, içki, kıvam ve koku anlamında da kullanılır.
Arapçada kan anlamına gelir...çayın piştikten sonra kan rengini almasından dolayı dem denir...ayrıca çayın demlenmesini sağlayan, çaydanlığın üstüne oturtulan emzikli kap da "demlik" olarak adını buradan alır.
Her dem çayınız demli, keyfiniz yerinde olsun!
Demi, çayın istenilen renk, koku ve tada ulaşması olarak bilsek de; zaman, çağ anlamını da taşır kullanıldığı yere göre...ayrıca soluk, nefes, içki, kıvam ve koku anlamında da kullanılır.
Arapçada kan anlamına gelir...çayın piştikten sonra kan rengini almasından dolayı dem denir...ayrıca çayın demlenmesini sağlayan, çaydanlığın üstüne oturtulan emzikli kap da "demlik" olarak adını buradan alır.
Her dem çayınız demli, keyfiniz yerinde olsun!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















