8 Şubat 2012 Çarşamba

Atatürk Adası, Siren Kayalıkları...



Foça’da 2007 yazında küçük bir tatil yapmıştık…geçenlerde fotoğraflara rastlayınca bende arşivden çıkarıp paylaşayım istedim. Bu küçük tatilin ikinci günü, Atatürk Adası, Siren Kayalıkları, Orak Adası, Fener Adası çevrelerinden dolanarak, koylarda denize girerek güzel bir tekne gezisi  yaptık…
Günün en ilginç ve güzel anılarından biri  Homeros’un İlyada Destanı'nda geçen; Odysseus’un tayfalarının adanın yanından geçerken etkilenmemeleri için kulaklarını tıkattığı ve kendini gemi direğine bağladığı söylenen Siren Kayalıklarıydı. Kayalığın yapısından dolayı rüzgarda çıkardığı sesleri duymak isterdim ama hava oldukça sakindi…!



Daha sonra yine etkileyici bir manzara bekliyordu bizi… yerel halkın “Hayırsız Ada” olarak adlandırdığı, Aslan Burnu’nun güney batısında yer alan Atatürk adasıydı karşımızda duran… uygun açıda gerçekten de Atatürk’ün profiline benzerliği şaşırtıcıydı…







7 Şubat 2012 Salı

çiçekler ve böcekler-1-

Her mevsim kendine özgüdür...mevsimlere bağlı bitki örtüsü değişir, ağaçlar yaprak döker ya da çiçeklenir...kışın solgun renkleri ve atmosferi bol güneşli günler ile değişmeye başlar...tohumlar, bitki soğanları, bitkiler uyanıp şöyle bir silkelenir...büyür, yapraklanır ve bizi çiçekleriyle taçlandırırlar. Farklı bahçelerde farklı çiçekler açar ve her çiçek bize güzelliği, estetiği ve rekleri kendi dillerinde anlatır tekrar tekrar...


Petunya'lar hem çeşiti renklerde, hem yalınkat ya da katmarli olabiliyor...kokuluların akşam üzeri baş döndürücü bir koku yaydığını söyleyebilirim ...ne yazık ki çiçeklere aşık babam rahatsızlığı yüzünden bu güzel kokuları duyamıyor!

Cam güzeli , kına, begonya gibi türler birlikte aranje edilebiliyor...
Begonvil'leri bahçe yok diye almak istememiştim ama bir iki tanesi saksıda yaşamaya  devam ediyor...sadece geç yapraklandığı için geçen yaz çiçek açamadı...umarım bu sene fotoğraftaki gibi olur!

Meyve ağacım (bahçedeki incirleri saymaz isek) henüz yok...bu yaz bir iki meyve fidanı almayı istiyorum!

Zakkum da dayanıklı bir bitki yeri uygun olsa, bahçe de ekili olsa ağaç olacak...



Hatmi'nin mevsimlik olan cinsi ...asıl bildiğimiz çiçeği şifalı hatmi budur...


Japon gülü az sayıda açıyor ama çiçeği uzun süre üzerinde kalıyor...
Yedikule'de küçük bir bahçem var ama incir ağacı yüzünden çok ışık almıyor; incir ağacını değil kesmek budamak bile istemiyorum...yine de denedim hem çiçek, hem sebze ektim, büyüttüm ama çok sorunlu oldu. Hem az çiçek açtı bitkiler hem de sebzeler yeterince büyüyemedi...gübre, toprak taşıdım, her sezon farklı şeyler ektim...beni yıldıran salyangozlar...o canım marulları bir gecede bitiriyorlardı, sebzelerden bitkilere geçip onlarında tadına bakıyorlardı...neredeyse her gece elimde kova, maşa doldur babam doldur; yan bahçeler bakımsız ve molozlar, çöplerle dolu olduğu için bu trafiğin önünü kesemedim. Bir ara Fransız lokantasıyla anlaşmayı bile düşündüm...Bir gün Polonezköy'de muhtarın pansiyonunda (Fredi) bir baktım tüm salyangozlar bir kabın içine çöreklenmiş...çıkan giden de yok...sordum ; tabağın içindeki "bira"ymış ve hepsi kafayı bulmuş ...bu değişik yöntemi kısa süre deneyebildim., çünkü benim salyangozlar bira çanağına dalıp bir süre sonra yanına çerez olsun diye gidip o kafayla hala bitki ve sebzelerimi tırtıklıyorlardı...sözün kısası ben de gidip büyük saksılar aldım, terasta saksılarla iyi kötü bir bahçe yaratmaya çalıştım...sezon yavaş yavaş geliyor...öncelikle hafta sonları ufak ufak saksıları, toprakları  falan hazırlamaya başlayacağım...güllerim, hatmi ağaçlarım, lavantalar, çilekler,orman sarmaşığı vb. bitkiler kışın idare ediyorlar o yüzden mevsimlik fideler ve fide haline getirmeyi planladığım tohumları ve soğanları seçeceğim...havaların ısınmasıyla tüm dostları bir kahve içmeye...vakti ve muhabbeti olanları da mangala beklerim!

açelya, adaçayı, ada karanfili, ağlayan gelin, akasya, amerikan hanımeli, ana kokusu, ananas, anasına babasına pay veren, ardıç, aslanağzı, ateş çiçeği, âvize fidanı, ay çiçeği, ayı pençesi, azelya, babunec, badem, ballıbaba, begonvil, begonya, benefşe, biberiye, boru çiçeği, boya çiçeği, buhurumeryem, cemali güzel, ciğerci sığırı, civan perçemi, çadır çiçeği, çadır perçemi, çakal nergisi, çalba, çan çiçeği, çarkıfelek, çıngırak otu, çiğdem, çingülü, çoban yastığı, çuha çiçeği, dağ çayı, dağ sümbülü, defne, deligül, devedikeni, devetabanı, dönbaba, ebegümeci, eğreltiotu, elma çiçeği, erguvan, erik çiçeği, eşek dikeni, eşek lâlesi, fesleğen, fındık çiçeği, fırıldık çiçeği, frezya, firuze çiçeği, fulya, galhatmi, gardenya, gâvur gülü, gecesefası, gelincik, gelinelçiçeği, geven, glayör, guğu çiçeği, gül, güldefne, gülgoncası, gülibrişim, gündöndü, günebakan, günüş gülü, hanım düğmesi, hanım sallandı, hanımeli, haseki küpesi, haşhaş çiçeği, hatmi, helyotrop, hercai menekşe, hezaren, horoz ibiği, hüsnüyusuf, ıhlamur, ıtır çiçeği, inci çiçeği, iris, itrişahi, kadife çiçeği, kahkaha çiçeği, kaktüs, kamelya, kan damlası, kandil çiçeği, karagözlüm, karanfil, kartopu, kasımpatı, kaynanadili, keşişbaşı, kevke, kına çiçeği, kirli hanım, koçuk, korunga, krizantem, kuşkonmaz, küpe çiçeği, küsme çiçeği, küstüm çiçeği, lâden ağacı, lale, lâle, lâle-i nu’man, lâtin çiçeği, leylak, leylâk, lilyum, lisan-i sevir, mahmur çiçeği, manisa lâlesi, manolya, melekotu, menekşe, menekşe gülü, menevşe, mersinağacı, meryamana eli, meryemana kandili, meyan, mimoza, mine çiçeği, mor salkım, mümüdük, müşgülüm, nane, nergis, nevruz çiçeği, nilüfer, orkide, orman gülü, ortanca, öksekotu, öksüzoğlan, öküz dili, papatya, patlak çiçeği, peleseng, petunya, piyan, portakal çiçeği, reyhan, rezene, sabun çiçeği, saffetiderûn, saksı çiçeği, saray çiçeği, saray patı, sardunya, sarı şebboy, sarmaşık, sediryaprağı, semen, sevgi çiçeği, sığırdili, sığırkuyruğu, sıklâmen, sim, susen, sümbül, sümbülteber, süsençiçegi, şakayık, şakayık-ı numan, şebboy, şeftaliçiçeği, terslâle, toprak kabul etmez, turna gagası, üçgül, vapurdumanı, yaban gülü, yanardöner, yasemin, yenibahar, yer somunu, yılan yastığı, yıldız çiçeği, yüksükotu, zambak, zerrin, zerrinkadeh, zeymuran, zeytinçiçeği, zülfüarus...


...böceklere de  sıra gelecek...

6 Şubat 2012 Pazartesi

farklı bahçelerde farklı çiçekler açar!

Her çiçek
bir avuç içinde doğdu,
her taç yaprağı
başlangıçta
bir hareket, bir tavır
bir temastı.
Yanağıma koy bahçeni,
beş parmaklı bahçeni, yanağıma koy
bir başka şehirde...


John Berger, "çağımızda yalnız kendi hayatlarımızı değil, çağımızın özlemlerini de yaşamaktayız" diyor  " ve yüzlerimiz, kalbim, fotoğraflar kadar kısa ömürlü" adlı kitabında.
Hepimizin bir "saklı" ya da"gizli" bahçesi vardır. Şarkıdaki gibi "...orda bir bahçe vardır uzakta, gitmesek de, görmesek de, o bahçe bizim bahçemizdir!
Farklı bahçelerde farklı çiçekler açar....geçmişin bahçelerinde en parlak renkliler, capcanlı, taptaze açarlar...ve hep öylece kalır; fotoğraflardaki gibi...ne zaman fotoğraflar sararır işte o zaman o çiçeklerle anılar da sararmaya başlar! Bazılarının hafızaları farklı çalışır, kimilerinde hatıralar daha kalıcıdır ...bu gün bir saat öncesini, hatırlamaz  ne yediğini  mesela...ama 50-60 yıl öncesi bir olayı tüm detaylarıyla yeniden yaşayarak anlatır!
Çocukluğumuzdaki o bahçeler, çiçekler, ağaçlar ve meyveler bizden alınır yerine koca koca siteler dikilir...bostanlar yerine bilmemne ne konakları, otopark, alışveriş merkezleri falan.....o sitelerde yaşamak zorunda kalırız müstakil bir bahçemiz olmadan...kenarda köşede bir parkta iki yeşillik ile idare ederiz, vazodaki kesme çiçeklerle.... pencere önünde saksılarda domates yetiştririz...




Fotoğraflar: Cüneyt Gök-Karamürsel-Mudanya-2007

Emekli olunca uğraşacağımız bir toprak parçası, bir bahçe düşleriz...bazılarında bahçe de vardır belki ama o bahçeye bakacak zaman, özveri, bilgi, istek...vs, vb. yoktur...zevkini çıkaramazlar...paralı bahçevanlar çalıştırır....adam bir gül bile budamaz...yiyeyim ben böyle işin keyfini! bazı insanlar İnternet'te- sanal bahçelerde, çiftliklerde- eker biçer...
Ölünce de cennet bahçelerine laik görülmeyi  hayal ederiz...böyle bir döngü içinde bahçesi olup kıymetini bilenlere helal olsun!

4 Şubat 2012 Cumartesi

kayaların sert koynu


















dışına çıkınca
içine düştü
bedenim gibi
ruhum
artık tutsak…
kayaların sert koynu
yalan söylemez bilirsin
kaskatı gerçekler kadar
ben de artık ölümsüzüm
her gün yeniden doğmadan
her gün yeniden ölmeden
bilemezsin demişti ya
içi boş istiridye kabukları
birbirlerine vurarak her dalgada
kıyıda fısıldamıştı bir deniz kulağı
denizi kulağıma
bir yengeç tırmandı gezindi üzerimde sonra
olsun varsın dedim ben de
içimden gülümsedim!


*Fotoğraf: Yalova- "Dalgakıranda doğal oluşum  bir balık röliefi "-2010-Cüneyt Gök



kanatlanmak uçmak değildir!



Kanatlı olmak uçmayı da beraberinde getirmiyor...Neslinin  tükenmesinin sebebi uçamamaktı "Dodo"nun...(Portekizli gemiciler, Mauritius adalarında uçamayan küçük kanatlı bu hayvanı ve yumurtalarını tükettiler...hatta adaya getirilen köpekler de payını aldı!)  Yeni Zellanda'da yine yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan küçücük kanatlı "Kiwi" ve  bir de  Afrikalı "Devekuşu" var; o zavallının tüylerinden de "toz alma püskülü" yapıyorlar!
... tabi ki görüntü olarak, estetik olarak tüm kanatlı yaratıklar zariftir uçamasalar da...Kümes hayvanı Tavuk mesela, yüksek bir yerden düşsün, kanat çırpa çırpa yere çakılmadan kendini kurtarır... kanatlarını çırptığı zaman büyük bir kuştan farksız hisseder kendini!...
Kanat sadece uçmak için değil kur yapmak içindir ayrıca...Tavus kuşu , Cennet kuşları gibi bir çok kuş bu konuda kanat, kuyruk ve vücut tüylerini kullanır...
Bir balıkçıl türünü  belgeselde kanatlarını suyun yansımasını yok etmek ve oluşan gölgeye balıkların toplanması için kullandığını görmüştüm; bu yöntemle avlanıyordu...Müsamerelerde, gösterilerde narin kanatlar yakıştırılır insana mesela kelebek kanadı, küçük melek kanatları...sonra Victoria Secret'in olmazsa olmaz kanatları perde alır( onlar biraz daha büyük ve gösterişlidir....)
Bir kelebeğin kanatlarının narinliğini, hafifliğini bilerek , böylesine narin bir kanat ile mantık olarak bir insan uçamaz deriz ama  "Kelebek etkisi" olarak tanımlanan meteorolojik keşifle, uygun koşullarda Çin'de kanatlarını çırpan bir kelebeğin  hareketlerinin aynı anda Amerika sahillerini dövebilecek bir kasırga yaratabileceği varsayımını da kabul ederiz...
Hep öyle tasvir edilmiş, çizilmiş ve imge olarak yerleşmiş olsa da meleklerin kanatları var mıdır, yok mudur bilemem ...ama az sayıda da olsa "melek gibi" insanlar gördüm bu dünyada...Hazerfen Ahmet Çelebi'den Red Bull'un sloganına gelinceye kadar kanatlanmak ve uçmak bir tutku olmuştur insan için... kanat olmasa da olsun varsın! "sevinçten" ve "mutluluktan" uçabiliriz mecazda...

3 Şubat 2012 Cuma

fotoğraf anının fotoğrafı -2-












Fotoğrafın sürekli başarılarından biri, onun yaşayan varlıkları nesnelere, nesneleri de yaşayan varlıklara dönüştürme stratejisidir... bir de fotoğraf makinesinin saldırganlığı var...yumuşak huylu olabildiği gibi zalimlikte de uzman olabiliyor!Bazen fotoğraf makinesini elime aldığım zaman başka bir insan olduğumu fark ediyorum. Sırf bu yüzden  sokağa çıkarken makinemi almadığım oluyor. Dünyaya çıplak gözle bakmak da lazım! Ama makine ile çıktığımda da ilk dakikalarda  sinek kağıdına yapışır gibi konular objektifime yapışmaya başlıyor...sonra kendimi alamıyorum!
...Fotoğraf makinesinin ardında olan kişi konuyu kendince çerçeveler...kadrajın içine neyi dahil edip etmeyeceğini çabuk bir şekilde karar verir...bazen tecrübe konuşur, bazen duygular...ama asıl olan o anı   görüntülemek değil midir, daha sonra o fotoğrafa baktıkça yaşatmak için!








Birilerinin fotoğraf çektiği ve birilerinin fotoğraflarının çekildiği anlar konu olarak zaman zaman objektifime takılmış...bazen de ben kendimi dahil etmişim çekimlerimde konuya...aynadan yansımalarla, gölgelerim ile... orada olduğumun bir "belgesi"...

Konular gelip objektifin karşısında poz verirler, hareketli olanlar bile bir an durup karşıya bakmasalar da fotoğraflarının çekilmesi için uygun bir biçimde dururlar, donarlar...esen rüzgarın bir an durduğu gibi... hep uygun bir açı arar fotoğrafçılar, uygun bir an...her zaman da vardır aslında bu...ama an dediğin nedir ki! o kadar çabuk geçer ki bazen ancak gözlerinle tanıklık edebilirsin .
Fotoğrafları hiç bir zaman kategorize etmeyi sevmem çünkü bir fotoğraf her zaman tek bir kategoriye dahil olmaz. Portre fotoğrafı kişiyle ilgili çok şey söyler, mekan fotoğrafları atmosferi daha fazla duyumsatır,  aynı fotoğrafa her yeni bakışımızda yeni bir şey fark ederiz...arka plandakiler, detaylar...iyi pozlanmış bir fotoğrafta bir çok ayrıntıyı yakalayabiliriz...büyüttükçe  daha da çok detay ortaya çıkar.. bazen de "Blow up" filmindeki gibi bir şeyleri bulduğunuzu  zannederken  daha da büyütükçe fotoğrafta gerçeklerin dağılması gibi tam tersi durumlar söz konusu olabilir ve farklı zamanlarda farklı algılarla baktığımızı unutmayalım fotoğraflara...



Dijital ortamlardan çok basılmış işleri elle tutmayı, bir albüme, bir çerçeveye koymayı tercih edenler, anlatacak anılarınız kadar bol fotoğraflarınız olsun!






fotoğraf anının fotoğrafı -1-

Fotoğraf, her şeyi, özellikle de insanın sosyal yaşamındaki her anını konu alabilir. Özel bir fotoğraf; cüzdanınızda taşıdığınız, panonuzda asılı olan, duvarınızda ya da masanızda çerçeveli bir biçimde , büfenin üzerinde aile yadigarı bibloların yanında ; genel olarak çekilip, kullanılan, tüketilen fotoğraflardan daha farklı bir biçimde yaşamını sürdürür...çünkü kişiye özeldir...onun için taşıdığı anlam diğerlerinden farklıdır...Fotoğraf bir "an"ı saklı, canlı tutabilir... bir kişiyi ölmüş olsa da ölümsüzleştirebilir...sonuçta kullanım yerleri ne kadar farklı olursa olsun yadsınamayacak bir gerçek de fotoğrafın toplumsal ve siyasal belleğin bir parçası ve zamana bir karşı koyuş olduğudur. Fotoğraf, zaman akışı içinde bir zamanlar o  mekanın, o nesnelerin, o kişi veya kişilerin bir zamanlar var olduğunun, o anın, o olayın yaşandığının kanıtı ve ispatıdır da...










...çekildiği andan itibaren geçmişe ait olur tüm fotoğraflar...
o yüzden "anı" bırakmak ister insanlar! çekilen bir fotoğrafla özel bir anda, değişik, farklı bir yerde ve dekorda, güzel bir manzarada , sevdikleriyle ya da tek başına anlam bulur....