15 Kasım 2011 Salı

Cüneyt Amca...

Asker toplamak amacıyla hazırlanmış Sam Amca afişleri I.ve II.Dünya Savaşında kullanıldı...
Burada afişe böyle bir "müdahele"yi gerektiren olayı da anlatmadan geçemeyeceğim.
Üniversitede derste kullanmak üzere getirdiğim "Harici hard disk"i ders bitiminde bilgisayara bağlı unuttum. Öğrencilere örnek proje göstermek için aşağı odama indim. On dakika sonra hard diski unuttuğumun farkına varıp sınıfa çıktım...yoktu...gitmişti...içinde yedeği olmayan tezim, fotoğraflar ve yazılarımla beraber...Bir kaç gün iyi niyetli bir biçimde bekledim...sonra gitgide umutlarım tükendi... son çare içinde bulunduğum bu durumu espirili bir şekilde ifade etmek istedim...15 gün boyunca koridorda afişi ve beni görenler gülümsediler ama sonuç yok...

LEGO...laştırma


Biçimsel olarak pek çok şeyin benzeri lego bloklar ve lego  parçaları bir araya getirilerek oluşturulabilir...Çocukların yaratıcılık, zeka ve el becerilerini geliştirmek için tasarlanan Danimarkalı Oyuncak Lego; dünyada Coco-Cola, Mc Donalds gibi firmalardan sonra en çok hatırlanan 5'inci  firmaymış. LEGO ve taklidi Mega Blocs; üzerlerindeki girinti ve çıkıntılar sayesinde birbirine kolayca kenetlenebilen, çeşitli renklerdeki yapı parçalarından oluşuyor.Uzun zamandır  popüler kültürün bir simgesi olarak da konumlanan LEGO'nun ilk logosu 1936 yılında tasarlanmış... markanın şu sıralardaki  bir kampanyası ; "imagine", Malezya-Ogilvy'nin yaratıcı ekibinin, Lego artisti Nicholas Foo'nun ve sağlam bir ekibin işi... kampanya tasarımlarında 97 bin parçadan fazla lego blok kullanılmış...
İlk başta tuğla şeklinde olan LEGO'nun basit parçalarına zaman içinde çarklar, çubuklar, tekerlekler, küçük adamlar ve elektrikli aksamlar gibi daha ayrıntılı bölümler de eklenmiş. LEGO Baby (0-3 yaş), LEGO Duplo (0-6 yaş), LEGO City, LEGO Creator, LEGO System, LEGO Technic, LEGO Bionicle, LEGO Belville, LEGO Mindstorms gibi farklı yaş grubu ve kullanıma yönelik yenilikleriyle çağı yakalamaya çalışıyor. LEGO Medya dünyasının ve küreselleşmenin yıktığı bir oyuncak olarak kalmamak için ünlü karakter ve temaları  bünyesine kattı: Harry Potter, Star Wars, Batman, Örümcek Adam, Winnie The Pooh, Spongebob Squarepants, Ben 10, son olarakta Cüneyt ...

 
Lego ile yeni nesil tasarımlar...

10 Kasım 2011 Perşembe

mavi kuş

Fotoğraf: Cüneyt Gök-2011

Mavi kuş umutlarımızı, dünyanın güzel yanlarını temsil eder... bizim gidemediğimiz, olamadığımız yerlerde, zamandadır o...belkide başka bir boyutta... düşünceyi temsil eder bazen...düş gücümüzle onunla uçarız.... bazen beyaz güvercin kadar özgürlüğü simgeler, çocukluğumuzu, çocuk yanımızı..
“Mavi Kuş” adında bir tekne vardı Yalova’da 8-9 metre uzunluğunda, yelkenli, ahşap bir tekne...çok güzel bir yapısı vardı...yıllarca bağlı kaldı Dereağzında, Limanda...sonra satılıkmış bir gün öğrendim...ne yapıp etmeli “o”nu almalıydım...ama olmadı parayı asla denkleştiremedim...”o” da ısrarla satılmadı...belki de sahibi onu çok sevip kıymetini bilecek bir insana satmak istiyordu...bir iki sene geldim, gittim olmadı... sahibi indirim bile yaptı...ama olmadı...ben “o çok olmayan parayı” cebimde bir arada görmedim, göremedim...bir gün limanda değildi artık...demir alıp yeni sahibiyle gitmişti oralardan...benim de umutlarımı derin sulara gömerek...
Onun için ne zaman Bülent Ortaçgil’in “Mavi Kuş” parçasını duysam ağlarım...bir daha asla istediği gibi özgür olamayacak “eski özgür ruhum”un sembolünü, o günden sonra bir daha da hiç bir şeyi o kadar arzulayıp istemediğimi hatırladıkça...

İşte o parçanın sözleri:

Mavi kuş her daim sarhoş
Biraz da bize kızmış, onun için hiç yüz vermiyor
Oysa güzel şarkıları vardı yıldızlara denizlere
Ama söylemiyor ki bizlere
Susuyor.
Suç işlemiş eller gibi
Perondaki boş trenler gibi
Ucu görülmeyen tüneller gibi
Gel hiç üzülme
Salına salına uç
Ben gelemem ama sen git biraz dolaş.
Saksağanın şakası sandılar
Muhabbet kuşları ve papağanlar
Belki de arkadaşındırlar
Kargalar gibi karaladılar
Kırlangıçlar ve serçeler
Bize biraz yalan söylediler
Çok saftık
Zararsız küçük yalanlar gibi
Yağmurdan kaçanlar gibi
Bütün vapurları kaçıranlar gibi
Gel hiç üzülme
Salına salına uç
Ben gelemem ama sen git biraz dolaş
Mavi kuş sanki bir düş
Kaşla göz arasında
Geceyle gündüz ortasında
Sokaklar bile sokaklara kesişir
Gölgeler ki güneşe bağlı
Biz ikimizde öyleyiz
Ama bilmeliyiz
Ağıramamış aydınlıklar gibi
Kireç tutmuş çaydanlıklar gibi
Hiç sevişmemiş insancıklar gibi
Gel hiç üzülme
Salına salına uç
Ben gelemem ama sen git biraz dolaş
Mavi kuş her daim sarhoş
Biraz da bize kızmış

...bugün 10 kasım...


Burası Üniversitede bir sınıf... orada olmadıklarından göremiyor değilsiniz öğrencileri, gençliği...Atatürk’ün de göremediği gibi...

“Çok mu sert...çok mu acımasız oldu?” diye durup, bir düşündüm ama düşüncemi değiştirecek bir şey olmadı bu süre zarfında...Onun emanetlerine sahip çıkanlar mutlaka var ama genelleme yapacak olursak bir kayıtsızlık, bir boşvermişlik ve vurdum duymazlık içinde görüyorum gençliği...bugünü yaşayan, değerlerine sahip çıkmayan, tüketim toplumunun duyarsızlaştırılmış, apolitize edilmiş köleleri olarak “genellemek” mümkün onları. Bu konuda çok hassasım. Düşünmeyen, sormayan, sorgulamayan ve üretmeyen bir gençlik görmek istemiyorum! Tıpkı Atam-Atatürk’üm gibi...
Bugün 10 Kasım “O”nu saygıyla andığımız, yas tutmadan Türkiye’ye, bize verdiği değerleri düşündükçe gururlandığımız bir gün...Orkestra eserini çalmaya devam ediyor ama bir keman akortsuz!  Davul yakalayamıyor orkestrayı...Trompet’in de içine su kaçmış...
Gönül isterdi ki tüm kulaklar duysun, tüm gözler görsün...duysun-görsün ki eleştirsin...eleştirsin ki deyişsin, uyum olsun...birliktelik ve bütünlük...olsun ki geleceğe güçlü ve güvenle bakalım...
Saat 9’u 5 geçe, metroda; vagonun içindeydim... Osmanbey’e geldik... istasyonda kapılar açıldı ve kapanmadı...bir iki dakika bekledik...sonra  anons hepimizi saygı duruşuna davet etti...herkes saygıyla kalktı ayağa , ayaktakilerin yanına ...upuzun vagonun içinde yüzlerce insan yerin altında onu saygıyla selamladık... Bu “anons” olmasa bazılarımız hatırlamayacaktı belki...özellikle bir iki genç kalkmadı ve kulaklarında kulaklıkla müziklerini dinlemeye devam etti...anonsu duymamış olabilirdi...ama gözleri de mi görmüyor du!? ...
Neyse eleştirmeye başladığımda sonu gelmiyor...en iyisi; iyi niyetli dileklerimizi dile getirelim gençliği hem kendi gelecekleri hem de ülkelerinin gelecekleri için biraz daha duyarlı olmaya davet edelim hep birlikte...bir kişinin olumlu yönde değişmesi bile inancımızı devam ettirmeye yeter.

geçmiş bayramınız "mübarek" olsun!?




Mübarek kelimesi, Arapça bir kelime olup; TDK sözlüğünde şu anlamları taşımaktadır:

  1. Kutlu, kutsal. 2. Uğurlu 3. Çok saygı duyulan. 4. Verimli, bereketli. 5. Beğenilen, sevilen şeyler için söylenen bir söz 6. Kızılan, şaşılan (kimse veya şey) . Anlam kelimenin kullanıldığı yere göre değiştiğinden farklı yorumlamalar yapmak mümkün...Geçmiş bayramın kutlamasını da sona bırakıyorum o yüzden...

Bir kurban bayramını daha geride bırakırken o klişe cümleyi anmadan geçemeyeceğim “nerede o eski bayramlar...!" Bir banka reklamında -Erol Günaydın'ın sesinden- yaşlı adamın küçük çocukla yaptığı konuşmada da değindiği gibi “ nerden bileceksin ki...yaşın çok küçük..."
15-20 yıl öncesine kadar yaşattığımız o ruhu ve düzeni kaybettik...kendi yaşam mücadelemiz içinde kaybettiğimiz bir çok güzel alışkanlık ve duygu gibi ...aile büyüklerini, aile yapısını kaybettik...en önemlisi paylaşımı... o yüzden ; yaşamayan bilemez...Erkenden kalkılıp özenle giyilmiş kıyafetler içinde beklerken ki heyecanı, tüm ailenin bir arada olduğu o bayram yemeklerinin neşeli kahkalarla karışan tadını, el öpüp aldığımız o tertemiz mendilleri, o “gıcır” paraları, alacağımız “küçük” ama “özel”şeylerin kurulan hayalini...nasıl anlatabilirim bilmiyorum...
“ Bayram Kültürü”nü çocuklarımıza vermemiz gitgide güçleşiyor... değişen yaşam biçimleri, farklı etkileşimler içindeki çocuklarımız  ile olan  kuşak farkı bir çok şeyi “anlatamamak”, “ hissettirememek” ve “yaşatamamak” üzerine bir yapıya sokuyor aile hayatımızı ve dünyamızı...
Geçen bayramın o sıcak saatlerine dönecek olursak ; her zaman olduğu gibi farklı şehirlerde yüzlerce acemi kasabın kendini kestiği, uzuv kopmalarının yaşandığı, yüzlerce kişinin kaçan hayvanları kovalarken ( özellikle büyük baş) yaralandığı, uyuşturucu ok atan tabancalarla özel timlerin görev aldığı o sıcak saatlere...net bir bilanço için tüm şehirlerden gelecek verilerin toplanması gerekiyor! En  talihsizi ise;Çorum’da kesim sırasında çöken ray sistemi ile birlikte kestiği büyük baş hayvanın altında kalan bir kişinin hayatını kaybetmesi! Ve tabi ki bir bayram  klasiği daha... trafik kazaları sonucu ortaya çıkan bir diğer tablo: 52 ölü, 209 yaralı...
Hayat devam ediyor...biz yine aynı trafiğin içinden geçip yine işbaşı yaptık...geçmiş bayramınız mübarek ( bereketli) olsun!

2 Kasım 2011 Çarşamba

nature morte -6-

      Tarım ilaçlarından zehirlenmiş bir köstebek (köstü)... Yalova-2007


"Düşmanı yok etmek için ne top, ne tabanca... Bir kutu çilek yeter..."

Zararlılar ile mücadele ve bitki koruma amacıyla kullanılan her türlü ilaç ve preparatlar ve bunların üretiminde kullanılan her türlü maddelere "pestisid" denir. Tarım ilaçları canlıları çeşitli yollar ile etkiler. Doğrudan etki deri, solunum veya tarım ilaçları ile bulaşmış gıda maddelerinin kullanılması ile olmaktadır. Tarım ilaçlarının doğrudan zehirleyici etkisi, onun zehirlilik düzeyine ve canlı türünün tarım ilacı ile temas etme derecesine bağlıdır. İkincil türdeki etkiler, tarım ilacı kalıntılarını içeren bitki ve hayvan dokularının besin maddesi olarak değerlendirilmesi sırasında ortaya çıkar. Özellikle klorlandırılmış hidrokarbonlar vücut yağ dokusunda birikirler. Bu tür besin almış canlıda ölüm veya fizyolojik bozukluklar ortaya çıkmaktadır. Ayrıca tarım ilacının etkisinde olan canlıyı yiyen bir başka türde bundan etkilenmektedir. Sulara karışan ilaçlar da benzer tehlikeleri oluşturmaktadır... 

nature morte -5-

            Tarım ilaçlarından zehirlenmiş bir karga-Yalova-2008

"Eğer insanoğlunun kanatları ve simsiyah tüyleri olsaydı, çok azı karga olabilecek kadar zeki olurdu."
                                                                                                                    
                                                                                                                     Henry Ward Beecer


Ne kadar "zeki" olursa olsun ;Tarım ilaçları, bitkilere zarar veren böcek, fare gibi canlılarla mücadele etmek için tarlalara atılan yapay gübreler ve zehirler yaşamlarını sürdürebilmek için beslenmek zorunda olan milyonlarca hayvan için olduğu kadar "o"nun  da görüp algılayamayacağı bir tehlike...