24 Mart 2012 Cumartesi

Savarona





Ne de güzel yakışır İstanbul'a...Boğaz'a...1989'da hurdaya çıkıp jilet olacaktı neredeyse...oysa 1931 yılında lüks bir transatlantik yatı olarak inşaa edildiğinde ve  Hamburg limanında denize indirildiğinde dünyanınn en büyük yatıydı...uzunluğu 136 metre, direği 16 metre, iskeleti 6.1 metre ve en yüksek hızı 18 deniz miliydi...hepimiz onu Atatürk'ün yatı olarak bildik... her baktığımda Atatürk'ü güvertesinde hayal etmişimdir...

23 Mart 2012 Cuma

Mahçup Prenses

























tertemiz bir sayfa
üzerine
kaderin yazacakları
belki sadece güzel anılar
belki sadece basit rakamlar
ve küçük işlemler
4+4+4= ?
o mahçup bakışlara bakıp
sesli düşünüyorum
düşünüyorum
sesli
henüz sesim çıkarken
cümle kurmadan...
bir an susuyorum...
hala ışık varken...
solup...sönüp gitmeden
ışığa bakıyorum...

Solgun Prenses


















solgun prenses!
ne kadar da dingin
ne kadar da solgun bir yüzün var
sanki tüm sıkıntıları, tüm ışıkları...
tüm güneşi yutmuş
içinde soğurmuşsun...
şimdiye
ne bir damla yaş
ne bir gülümseme
yüzünde!..
örülü saçların orman sarmaşıkları...Hedera'lar
küçük gözlerin  koyaklarla bezeli
derin iç denizler...
ağaçta tek yapraksın öylece duran
kalabalıkların içinde ürkek bir üveyik...
ne tek bir söz
ne tek bir ses
dudaklarının arasından
sahipsiz kaldı yıldızların kayıp gidişi
gece göklerinden
kanat seslerinin yokluğunda
yarınlar salınıp
salınıp...
bir sarkaç gibi
üzerinde
saplanacak belki
yeniden bedenine
...
ne kadar dingin
ne kadar da soluksun...
sanki tüm sıkıntıları, tüm ışıkları...
tüm güneşi yutmuş
içinde soğurmuşsun...

girintiler, çıkıntılar -2-

Girinti: Düz bir yüzeyde bulunan içerlek bölüm, oyuk, çukur yer... 
Çıkıntı: Nesnelerin yüzeyinde bulunan dışa doğru uzanan bölümdür...


Girinti ve çıkıntılar ilkin insan vücuduyla ilgili çağrışımlar yaptırsa da hem doğada  bir oluşum hem de insan yapımı olan bir çok şeyde forma, yapısal görünümüne ve işleve bağlı olarak da vardır...






Yeryüzünde iç kuvvetlerin etkisiyle oluşan yer şekilleri, dış kuvvetlerin etkisiyle biçimlenmektedir... özellikle yüksek yerler ve çıkıntılar git gide düzleşmektedir...bu etkili dış kuvvetler; rüzgarlar, akarsular, yeraltı suları, buzullar, gölleri dalga ve akıntılardır.


Turan Çıkıntısı mı?!İnsan kafatasındaki bir kemiğin "eyer"e benzetilmesinden dolayı bu dünya anatomi literatüründe "sella Turcica" (Türk eğeri)adıyla geçer...Brakisefal kafatası yapısı Türk kökenli halkların çoğunlukla paylaştığı bir özelliktir, ancak bu özellik İsviçreliler, Bavyeralı Almanlar, Fransa'nın orta bölümünde yaşayan topluluklar, Boşnaklar ve Gürcüler ve kafatasının arkası düz olan şekliyle de Ermeniler  tarafından da Brakesefal kafatası şekli paylaşılmaktadır...

Beynin üzeri girintili ve çıkıntılı bir yapıya sahiptir. Girinti ve çıkıntılar beyin yüzeyini genişletir. Böylece daha çok sinir hücresi yayılabilir...

Ceviz ve beyinin fiziki benzerliğinin ötesindeki bir gerçekten söz edeceğim: gümüş iyonuna, icra ettiği elektronik görev açısından ihtiyaç duyan tek organ beyinmiş  ve buna sahip tek yemiş ise ceviz!!!!!  



Şarap ve şampanya şişelerinin  altında yer alan girinti punt olarak isimlendirilir.  Punt'un temel amacı şarap şişelerine (özellikle köpüren şarap şişelerine) dayanıklılık kazandırmaktır. Aynı zamanda şişenin altında biriken tortuyu toplama ve şarabı dökme  kolaylığı sağlar.

"Çıkıntı olma" felsefesi popüler kültürün bir getirisi...demokrasinin, düşündüklerini özgürce söyleme ve yapmanın değil...olur olmadık yerde ve biçimde  aykırı davranmak, aklına geleni söylemek ve farklı görünmek...özünde kendini göstermek var ama bu  düşünmeden konuşmayı da beraberinde getiriyor ne yazık ki...çıkıntılık yapıp söylediği ya da yaptığının arkasında duramayacak, altını dolduramayacaksan yersiz ve boş uğraştır bence...politikacılardan, muhalefetten her zaman beklenir, sanatçılardan, özellikle futbol camiasından...kısacası medyanın gözü önünde olanlar kolay yoldan prim yapmak için bunu kullanır...çoğu kişi de onlara özenerek davranır...

22 Mart 2012 Perşembe

Mayk Hammer, Nik Karter...

1950’lerde, ABD’li yazar Mickey Spillane imzasını taşıyan Mayk Hammer'in Türkçe çevrisi 100 binin üzerinde satmış...Yayınevleri orijinal Mayk Hammer maceralarının yakaladığı bu başarı üzerine yerli yazarları sahte Mayk Hammer romanları yazmaya teşvik etmişler...Orijinal maceraların çevirmeni Kemal Tahir de Çağlayan Yayınevi’nden F.M. İkinci takma adını kullanarak  dört adet sahte Mayk Hammer macerası yazmış: "Derini Yüzeceğim" (1954), "Ecel Saati","Kara Nara" ve "Kıran Kırana" (1955)...Afif Yesari 110 adet ile başı çekerken, Oğuz Alplâçin, Adnan Erim, Orhan Boran, Muzaffer Ulukaya gibi yazarların da katkılarıyla Türkiye'de basılan Mike Hammer romanlarının sayısı 250'ye ulaşır.
2005-Güncel Yayınlar'dan çıkan derleme kitap...
Türünün bu en tanınmış dört karakteri, polisiye severler tarafından yüzyıldan fazla bir süredir çok tutuldu ve maceraları seri olarak yayımlandığı dönemlerde gerçek bir tiryakilik yarattı.
Dördünün ortak özelliği, maceralarının yazıldığı ve yayımlandığı dönemlerde yazarlarının adlarını bile geride bırakmaları ve bazı dönemlerde de muhtelif yazarlar taralından kaleme alınmış olmaları.
Soygun, cinayet ve kötülük örgüsünün ağırlıkta olduğu bu öykülerdeki dedektif kahramanların soğukkanlılığı, olay örgüsünü çözüş biçimindeki ustalıkları, soylu olmasalar da centilmen tavırlar ve polisin yeteneksizliği okurunun gözünde onları daha da sempatik hale getirirken, yeni maceralarının adeta dört gözle beklenmesine neden olmuştur...



1001 romanın, 1948 yılında "Nat Pinkerton" adı altında yayınladığı, Alex Raymond'un Rip Kirby'si...
Daha sonra Dedektif Nik olarak yayımlandı... Bir de "Yaman Gazeteci Rick" vardı çizgi seri... onu "Zıp Zıp" dergisinden hatırlıyorum...Anlaşılan o ki bu furyada kimse kimin kim olduğuna, kim tarafından yazıldığına ve çizildiğine pek dikkat etmiyordu...bulduğunu çılgınca, büyük bir zevk ile okuyordu...





1001 Roman,Tahsin Demiray tarafından 1939 da Türkiye Yayınevi tarafından ilk basımı yapılan çizgi roman dergisidir.Bizim kuşağın bildiği ise 1960lı yıllarda basılan "Yeni 1001 Roman" dergisi Sahibi ise Web Ofset İleri Matbaacılık A.Ş. Adına Erol Simavi ...


RESM-İ GEÇİT
“Ton! Ton! Ton!..
Nik Karter, Nat Pinkerton!
Kelepçe, brovnik!..
Tik… Tik…
Şerlok Holmes!
Sesi kes!
Hes, pes!
Dur!…
Pusu kur!…
Köşede bir baş
Yavaş!
Ton!.  Ton!.. Ton!…
Nik Karter Nat Pinkerton!
Bir, iki, üç!
Sol, sağ,  sol!…”
Boşalttı mi’desini yetmiş yedi karakol!
Resm-i geçit var bugün de
Kapımızın önünde.
Kahkahalarımızı dişlerimizde bir çubuk gibi sıkalım.
Seyre çıkalım! ….
İşte köşeyi döndüler
Göründüler:
En önde «KANBUR» geliyor,
Mel’anet dolu çekmecesi ensesinden yükseliyor.
San’atın bir civan piridir bu!
Hepsinin Emir-ül Emîridir bu!…
Kanbura kandilli bir selam çaktık,
Sonra gülerek baktık,
On adım arkadan gelen bıçkına!….
7 1/2′luk bir cebel topu takmış kıçına,
Kapamış gözlerini paltosunun yakası
Ayna gibi parlıyor palaskasının tokası
20 okka içsem de yalpa vurmam diyor,
Haaaaayt!… Kuş uçurmam diyor.
Bu Fehim Paşanın hayr-ül halefi,
Afi kesiyor… Afi.! !..
Bu rengârenk tavus kuşları
Peşimizden tırmanırlar yokuşları;
İnişlerde kayb etmemek için bizi gözden;
Daha atik olurlar 50 yaşında bir öküzden.
Kızmıyoruz onlara
Kızılmaz,
Acınır
Böyle teneke oyuncak olanlara,
Aramızda onların yalnız bir ismi var:
ZAVALLILAR!
Nâzım Hikmet
(Aydınlık, sayı 29)



21 Mart 2012 Çarşamba

Dedektif Nat Pinkerton ve Cingöz Recai

Amcam oldum olası hikaye anlatmayı ve yazmayı severdi...ben haftanın her günü, daha doğrusu akşamları ve hafta sonları dibinden ayrılmazdım... eskiden bir süre gazetecilik de yaptığı için zengin bir kütüphanesi vardı...ansiklopedi ve kitaplar iştahımı kabartırdı; yaşım icabı "Zıpzıp" ve "Doğan Kardeş " dergileri daha da fazla.....hikayeleri biraz dedektif romanlarını andırırdı... Dedektif Nat Pinkerton okumaktan!..bu hikayeleri ve daha bir çok hikayesini önce defterlere aktardı...ciddi hastalıklar onu bizden almadan; tek tek organlarını bitirdi...onun için en önemli olan gözleriydi...birini kaybetti...tek gözüyle yıllarca harita okudu, çizim yaptı, gazete, kitap demedi, okudu, yazdı...bulmacalar çözdük beraber...Evde pek sözü geçmese de "Erika" marka daktilosunun başına geçtimi "kral" oydu artık!..
Amcam'a...
Yıllar sonra,ölen bir "kitap sever"in çatısından, güvercin pisliklerinin arasından elime geçen Nat Pinkertonlar...




Amanvermez Avni, Kandökmez Remzi, Nahit Sami, Fakabasmaz Zihni, Cingöz Recai, Cıva Necati, Çekirge Zehra, Tilki Leman, Kartal İhsan, Kara Hüseyin, Elegeçmez Kadri, Polis Hafiyesi Yılmaz, Şeytan Hadiye, Pire Necmi, Badik Hilmi bilinen  Türk hafiye romanlarının ünlü kahramanlarıdır.
İlginç bir örnek; Abdülhamit ve Sherlock Holmes'i aynı kitapta buluşturan Ermeni yazar Yervent Odyan, kitabında polisiye bir öykü çevresinde Abdülhamit'i kötüler... Sherlock Holmes İstanbul'a gelir ve Abdülhamit'in tahttan düşürülmesi için komitacılarla beraber çalışır...Abdülhamit'in 10 bin kitablık bir kolleksiyonu varmış, bunların 5 bini Osmanlı tarihine aitmiş. Diğerleri arasında hatırı sayılır bir yer tutanlar ise Polisiye romanlar...Kurduğu bir tercüme bürosuna Avrupa basınında kendisi ile ilgili çıkan haberleri ve ilgilendiği konuların yanı sıra Polisiye Kitapları çevirttirmiş.  
Bu arada ilk kez 1909 yılında çevrilen gerçek "Sherlock Holmes" kitabı "Dilenci" adıyla yayınlanmış. 
"Şarlo- Polis hafiyesi ve gülünç sergüzeştleri" 1924 yılında bir dizi polisiye türü ile dalga geçen kitaplar serisinden çıkmış Sinema dünyasında büyük ün kazanmış Charlie Chaplin'in polisiye dizisinin yazarı bilinmiyor...
Nat Pinkerton kitabının içinde Cingöz Recai ve Fantoma'nın reklamı...
Türk okurları tarafından en fazla tutulan polisiye dizisi Nat Pinkerton çevirileridir. 1908-1928 yılları arasında 161 adet Nat Pinkerton kitabı çevrilmiş.
Arsene Lupin bütün zamanların en tanınmış polis romanı kahramanı...Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden Peyami Safa, para kazanmak için yazdığı Cingöz Recai  romanlarında Server Bedi takma adını kullanmış... ünlü yazar bu kahramanı Arsene Lupin uyarlaması olarak yaratmış.
Tek bir kitapla polisiye türünü deneyenlerden biri de ünlü gazeteci ve oyun yazarı Cevat Fehmi Başkut'tur; "Valde Sultan'ın Gerdanlığı", "Kösem Sultan'ın çalınan gerdanlığı" etrafında gelişen entrikaları anlatılır.
Mayk Hammer Serinin dört kitabını çeviren ünülü yazar Kemal Tahir daha sonra dört tane de kendisi ilave ediyor.  Daha sonra bu seriyi Afif Yesari devam ettiriyor...

Cingöz Recai, Peyami Safa'nın "Server Bedi" adı altında yazdığı polisiye hikâyelerindeki Arsen Lüpen'den esinlemis hırsız karakterdir.
Hikayelerdeki bir diğer karakter de, Cingöz Recai'yi yakalmaya çalışan polis müfettişi Mehmet Rıza,romana sonradan dahil olan Sherlock Holmes ve yardımcısı Dr. Whatson'dur. 1954 ve1969'da filmi çekilmiştir. 1954 yapımı Beyaz Cehennem / Cingöz Recai adlı filmin yönetmeni Metin Erksan, Cingöz Recai karakterini canlandıran oyuncu Turan Seyfioğlu'dur. 1969 yılında Cingöz Recai'yi Ayhan Işık", Mehmet Rıza karakterini Abdurrahman Palay canlandırmıştır.

Cingöz Recai; yakışıklı, kurnaz, cesur, soğukkanlı, zarif, tahsilli, görgülü, cömert ve kibar bir serseridir. Maceralarında "helal" para kazanmış kimselere dokunmaz, haksız yolla servet sahibi olmuş kimselerden hile ile para çalar, elde ettiklerini muhtaçlara dağıtır.

20 Mart 2012 Salı

girintiler, çıkıntılar -1-


tutmadın hesabını...saymak zaten aklına gelmezdi
taa başından beri yaşadığın günleri...şimdi otur ve çarp yaşınla 365'i
farkında değildin çıktığın yokuşlar ne kadar eğimli
sonuçta sıradan biriydin sorunların, umutların diğerleri gibi...
özgür zannettin kendini...zannettikçe hatırlattı öyle olmadığını
hep biri ya da birileri...
ne kadar çalışıp çabaladıysan çektiler aşağıya seni...gördün dibi
"dibi görmeyen yukarı da çıkamaz" dedin
yukarı biraz hızlı çıkınca da vurgun yedin...
sığınmak isterken girintilerine hayatın
hep çıkıntılar buldu seni...