4 Mart 2012 Pazar

yavaşlat...


















Önce düşüncelerin akışını yavaşlat ...
sonra zamanın...


Menekşe Sahili -2009

3 Mart 2012 Cumartesi

1974


Oğlum Deniz Poyraz'a...

O zaman 8 yaşındaydım...yıl 1974...60' lı yılların Telefunken-Bandola markalı radyosundan duyulan
" Irmak" çocuk korosunun "Dereden tepeden kim koşar lay lay lom...","Orda bir köy var uzakta..." vb. şarkıları ve babamın uyanmamız için ikinci silahı elektrikli süpürgenin sesiyle başlardı cumartesi sabahları...ilerleyen yıllarda Radyo tiyatrosu kaçmazdı...sabahları "Halk Hikayeleri"ni de yolda serviste dinlerdik... akşamları odanın ışıklarını yakmaz radyonun ışığı ile yabancı ülke kanallarını bulurduk...kısa ve orta dalgadan... farklı ülkelerin etnik müziklerin, anlamadığımız dilde okunan haberlerin arasından sıyrılıp odamızı dolduran şarkılar vardı...belleğime kazındı her daim çiçekli balkonumuzun, üç kardeş ortak paylaştığımız odamızın, babaanne, dede, anneanne kucağı kokusuyla...
Şevkatin elleri varmış...en güzel ve lezzetli yemekleri de yapan, saçları da okşayan...o ılık günlerin, temiz göğü ve gülümseyen insanlarıyla hepsi kazınmış belleğime...
çoğunun ismini sonradan öğrendim o parçaların, türkçe olanlar zaten ezberimizdeydi...elektrikler kesildiğinde ailece söylenen Türk Sanat Müziği parçaları kadar dönemin pop parçaları da repertuvardaydı...fransızca parçaları biraz daha fazla severdim...fonetik olarak çok akıcı ve akılda kalıcıydı belki de...o yılların plaklarını da Garrard pikapta dinlerdik...kırılan, verilen, kaybolan o plakların peşine düştüm şimdi ..sahaflar, bit pazarları...aslında peşine düştüğüm anılardı...o günlerin aile ortamı ve güneş ılığı sıcaklığı...
Birkaç yıl sonra ITT Schaub lorenz marka mikserli, amfili bir radyo, kaset çalar olarak yine Telefunken bir dek ve Dual pikap eskilerin yerini aldı... Teyp dışında  halen hepsi çalışıyor... geçen 37 yılın ardından bir gün bir parça duydum "Windflowers"...Seals and Crofts grubunun...ve duyduğum güne ışınlandım...o kadar net...anlatılamaz...şimdi defalarca dinledikten sonra o günün ve günlerin anıları bir daha hiç bir yere kaybolmayacakmışcasına canlanmıştı...


Windflowers, my father told me not to go near them, he feared them always,
Said they carried him away.
Windflowers, I couldn't wait to touch them, to smell them, I held them closely.
Now I cannot break away.

Their sweet bouquet disappears like a vapor in the desert. Take a warning, son.

Windflowers, their beauty captures every young dreamer who lingers near them.
Ancient windflowers, I love you.



Şarkıdaki çiçeğin (Pulsatilla -şakayık) zehirli bir çiçek olduğunu sonradan öğrendim...
Biz küçükken, Karahindibaların çiçeklerine "rüzgar çiçeği" derdik...üflediğimiz petalleri bizim gidemediğimiz yerlere giderdi... rüzgarı da arkasına alıp çok uzaklara ...            
o şarkıyı geçmişten getiren rüzgar,tüm anıların sıcaklığını da yine götürecekti... olsun daha çok şarkı var geçmişten...her şarkı ile de hatırlanıp anlatılacak çok şey...
Oğlumun da  "bugünü" güzel yaşaması ve güzel anılar biriktirmesi dileğiyle! 




2 Mart 2012 Cuma

dilek




deniz
beni içine alsa
sevişmelerden sana
yalnız mavi kalsa!


tek renk


       
















bir tanrı varsa
bizi çoktaaan unutmuş…
hayata bağlayıp beni
topal bir güvercin kadar
boş kursakla
aşkları unutturmuş...
fırından yeni çıkmış
pişkin ekmeğin kokusu akıyor havada...
ne kadar tekildim
şimdi o kadar çoğulum
sürünün içinde kaybolup 
kendi yalnızlığımda...
aldanmalar
aldatmalar...
yalanı çoğaltan aynalar...
sorguladıkça hayatı
daralan alanlar
dar alanda kısa paslaşmalar...
bildiklerim... hep öğrendiklerim
paydosu belli olmayan saatlerde
kaybetmişim sofraların sohbetini
kurşuna dizilmeden her gün aynı saatte
taş duvar diplerinde aramışım kendimi
sağdan yürürsen "...bulursun" diyenlere inat...
silik yüzlü, yüksek ölçeli  prototip kadınlar
ayrı dilde söylenen
aynı şarkılar
her gün bırakırım dediğim tek arkadaşım sigara
uzak denizlerde
peşindeki balıkçı kadar yaşlı
bilge bir orfoz...
uzak...
uzak bir ihtimal ama 
"Tahtalı köy"de deniz olsaydı
inan tabutumla bile çıkardım balığa!
Birahaneden sesler karışıyor birbirine
kulplu bira bardağı kayıyor elimden
masaya vuruyor “trak”
sanki "unut" diyor
"düşünceleri orada bırak"...
gıcırdıyor ıskarmozlar
biraz su atmalı…
düşlerime biraz rüzgar katmalı
kalbim yine eskisi gibi atmalı
rutine yolculuk rutine
monoton; “tekrenk”...
aynı göğün altında her bir ağızdan
haykırmalı
inandığın herşey için
“eveett!”                                                              



Işık Dosyası -3-


Bir görüntünün elde edilmesinde insan gözünün veya görüntü kaydedici araçların görüntü oluşturabilmesi için ışık gereklidir. Sinema, tv, fotoğraf, kamera teknolojilerinde ve iç mekanlarda aydınlanmak için kullandığımız ışık;  resim, fotoğraf ve benzeri plastik sanatlarda sanat eserine anlam kazandıran en önemli faktördür.  
Aydınlatma nesneler ve çevrelerinin görülebilmesi amacıyla ışık uygulanması, alıcının önünde yer alan konunun ya da görünçlüğün ışıklandırılmasıdır.
Işık, nesneleri görünür kılar,  
Işık, siyah-beyaz ayrıntıyı belirler,
Işık, mekan ve derinliği sembolize eder,
Işık, atmosfer yaratır,
Işık, imgesel anlatım aracı olarak kullanılabilir.
Işığın fiziksel etkileri,  psikolojik etkileri, görünür olma, görüntüyü aktarma (fotoğraf, film yüzeylerine pozlandırarak aktarma), pozlandırma…
Işık cisimleri görünür kılmasıyla birlikte bize yine cisimlerin formları, dokuları, hacimleri hakkında bilgi verir. Aynı zamanda fiziksel ortam hakkında bilgilendirir. Gece gündüz, saat, mevsim farklılıklarına göre ışık ve gölge değişimleri olur. Hepsinin ötesinde dünyayı algılayışımızı etkiler ve psikolojik olarak bizi etki altında bırakır. 
Sert karakterli bir ışıkla yumuşak karakterli bir ışığın etkisi aynı olmaz. Gölgesiz cisim derinliksiz, iki boyutlu olarak algılanır. Işık bir kaynaktan noktasal olarak geldiğinde karakteri serttir. Spot konumunda kullanılan, mercekle toplanmış ışıklar bu karakterdedir, derin gölgeler yaratır.
Kaynağın yüzeyi genişledikçe detaylar-dokular keskinliğini, gölgeler ise sertliğini kaybeder. Flat aydınlatma-düz aydınlatma ile gölgesiz ortamlar yaratılır. Gölgelerin yokluğuyla  dinamizm ve kontrastlık etkisi de yok olur. Indirect aydınlatma şekilleri buna örnektir.

                          Karşıdan Flat(düz-kabak aydınlatma)

                       Reflektör üzerinden indirect aydınlatma

Işığı yansıtıcılar yardımıyla yönlendirmek, mercekler yardımıyla toplamak, yine ışık  yumuşatıcı malzemeler, diffuser file ve kumaşlardan tasarlanmıış flag (flama), barn door (kepenk) lerle ışığı kısmak, açmak, yönlendirmek… gölgelerden korkmamak, bilinçli gölge yaratmak ve kullanmak… Görüntüde veya ortamda var olan bir kaynağı seyirciye hissettirmeden güçlendirmek  ana hedef olmalıdır.

*Klasik Aydınlatma Stili: Homojen bir ışık ya da tek ışık kaynağı ile yapılan aydınlatmadır. Fazla kuvvetli ve aydınlık bölgeler bulunmaz, efekt ışığı kullanılmaz.


*Dramatik Aydınlatma Stili: Sinema ve tiyatroda vb. bol efekt ışığı kullanılabilir. Çok gölgeli kısımlar ile efekt ışıklarının verdiği aydınlıkta kalan kısımlar kontrastlık sağlayarak dramatik etki yapar.

*Sert Işık: Belirgin keskin gölgeler meydana getirir ve belirli tarafa yönlendirilmiş ışıktır. Fokus edilmiş spotlardan elde edilir. Sert Işıkların yapısı ayna, lamba, mercek ve fokuslama işlemini yapabilecek olan mekanizmadan gelir.

*Yumuşak Işık: Aydınlatma açısı geniş kaynaklardan gelen ve genellikle yansıtılarak dağıtılmış olan ışıktır. Gölge yapmadığı için dolgu ışığı olarak kullanılır. Bu ışık kaynaklarında lambadan çıkan ışıklar, lambanın karşısına monte edilen reflektörden yansıyarak gelir.


*Işığın parlaklığı: Işığın şiddetinin, yoğunluğunun bir ifadesidir. Işık ölçer (pozometre) ile ölçülür. Konunun aydınlatılması, konu ile ışık kaynağı arasındaki mesafeye bağlı olarak değişir. Bu oran aydınlatma şiddetini ifade eder. Aydınlatma şiddeti konu ile ışık kaynağı arasındaki uzaklığın karesi ile ters orantılı olarak değişir.

*Işığın rengi: İnsan gözünün ışığa ve renklere karşı gösterdiği tolerans nedeniyle her türlü ışık kaynağında cisimleri gerçek renklerine yakın renklerde görürüz. Pozlandırma yaptığımız filmler gözümüz kadar yetenekli değildir. Filmler ışık kaynağının  baskın rengi (renk ısısına göre) ne ise cisimleri o renge boyar. Örnek verecek olursak; gün ışığı film (daylight) kullanılarak ev ampulü altında yapılan çekimlerde fotoğraflar turuncu renge, floresan lamba ışığı altında ise mavi ve yeşile boyanırlar. Bu durum farklı ışık kaynaklarının  farklı renk ısılarına sahip olmasından kaynaklanır.

*Işığın Kontrastlığı: Cisimleri aydınlatan ışığın cisim üzerinde yarattığı en açık ve en koyu noktalar arasındaki yoğunluk farkıdır. Işık kaynağının noktasal olması, konuya yakın olması, direkt gelmesi kontrastı arttırıcı etkenlerdir. Kaynağın geniş bir yüzey olması, konuya uzak olması,yansıyarak veya süzülerek gelmesi ise  kontrast etkisini azaltır. Güneşli bir hava, direkt flaş ışığı konuları yüksek kontrasta taşırken, kullanılan ışığın tavandan, duvardan yansıtılarak konuya gelmesi düşük kontrasta neden olur.

Kullanılacak ışığın yapısını tespit ederken, hangi özellikleri ortaya çıkarmak istediğimizi göz önünde bulundurmak zorundayız. Aksi takdirde yüzde meydana gelen gölgelerin oluşturduğu şekiller yüzdeki ifadenin  olduğundan daha farklı görünmesine sebep olacaktır. Özel bir efekt gerekmediği zaman az ya da fazla verilen ışık konuyu olduğundan çok farklı hatta tanınmayacak hale getirir. Bu en istenmeyen durumdur. Normal bir ışık düzeni aşağı yukarı bütün yüzlerde aynı etkiyi yapar. Değişiklik sadece farklı yüz hatlarındadır. Bir insanın yüzünü aydınlatırken, insanın başının silindirik yapıda olduğu unutulmamalıdır. Bundan dolayı tek bir ışık vererek yapılan aydınlatmada, sadece ışığın geldiği taraf aydınlanıp, diğer taraf karanlıkta kalacağından (dramatik etki tam olsa da) gözümüz veya kamera tekdüze, detaysız, derinliği olmayan, iki boyutlu bir fotoğraftan farksız bir görüntü olarak algılayacaktır. Böylece, bir insan başını ve yüzünü  aydınlatırken tek olarak verilen ışığın-özel efektler hariç-yeterli gelmediği ve üçlü ışık kombinasyonunun kurulması gerektiği ortaya çıkmaktadır.    




Işık Dosyası -2- "Resim ve Işık"

Barok resim, boyanın resmedilen şeyin maddesini yansıtmasını amaçlar. Bu akımın en büyük ustaları; Caravaggio, Rubens, Rembrandt ve Valezquez' dir.
Rembrandt'ın portreleri, El Greco, Frans Hals, Delacroix'in resimlerinde ışık, bu sanatçıların sanatlarında hep figürlerin plastik değerlerini ortaya çıkarmada, tablonun kurgulanmasında kullanılan bir araç olmuştur...Işık soyut bir biçimde  ve idealize edilerek kullanılmıştır. 17. yüzyılda doğan Barok üslup, hayli değişmiş olarak 18. yüzyılda da varlığını sürdürmüştür. Barok sanatın gölge-ışık karşıtlığına dayanan çarpıcı, içe işleyici dramatik etkisi giderek kaybolmuş ve yerini daha yumuşak bir üsluba bırakmıştır.

Işığın ressamı" olarak tanınan Rembrandt'ın 1628 yılında yaptığı kendi portresi, sanatçının ışık ve gölge üzerindeki deneylerinin ilk ürünlerinden biri olarak kabul edilir.


       Rembrandt/ “The Night Guard” (1642)


                                          Caravaggio/ “Supper at Emmaeus (1598)


Düz aydınlatma Chiaroscuro ışıklandırmasının tam zıddıdır… Düz aydınlatma ayrı yönlerden gelmiş gibi görünen ışıkların difüze edilmiş(dağıtılmış) halidir. Homojen bir aydınlatmadır. Işığın belirli bir noktadan geldiği anlaşılmaz; çünkü dağılarak gelmesi sağlanır. Kontür dediğimiz hatlar-kenar çizgileri yok edilmiştir. Gölgeler adeta şeffaftır. Resme yumuşaklık ve duygu verir. İtalyan Rönesans mimarı, müzisyen, anatomist, mucit, mühendis, heykeltıraş, geometrici ve ressamı  Leonardo Da Vinci, Mona Lisa tablosunda bu tür bir ışık kullanmıştır. Renkler adeta yeniden yorumlanmıştır.Göğüsü, boynu ve yüzü ellerine göre çok daha parıltılıdır... 


                   Leonardo Da Vinci/Mona Lisa (La Joconde)


İzlenimcilere(Empresyonizm) göre sanatçı doğrudan doğruya gerçeği değil, gördüklerinin kendisinde uyandırdığı duygu ve düşünceleri esas almalı, gerçekçiliği ve nesnelliği ikinci plana atarak, kişisel yorumu ön plana çıkarmalıdır.

İzledikleri temel kaynak güneştir. Konu ışık yansımaları arasında kaybolmuştur. Bu dönemde ressamlar, atelyelerin loş ortamından çıkıp güneş ışığı altında resim yapmışlardır. Bu dönemin en önemli temsilcileri Claude Monet, Auguste Renoir, Vincent van Gogh, Cezanne, Toulouse Lautrec, Sisley, Camille Pissarro' dur.
Barok resimde ışık atılgan,özgürleştirici bir güçtü. Klasik resmin ışık anlayışı ortadan kalkarak, resimdeki hacim ifadesi ışık-gölge ile elde edilmiştir. Tek noktadan gelen ışık(güneş), biçimlendirmede esas olur. 

      Renoir / “Moulin De La Galette” (1876)


Claude Monet / “Argenteuille’de Demiryolu Köprüsü”


İzlenimcilikte ise ışık başlı başına bir değer olarak ön plandadır. İzlenimciler, yapıtlarında güneş ışığını duyumsal bağlamda kullanmışlar,ışık; güneş ışığı olarak nesnelerin sınırlarını kaldıran renge dönüşmüştür...ışık yeniden keşfedilmiştir...resim atölyeden doğaya taşınmıştır. Renk yeniden ve geniş kapsamlı bir şekilde, gözlemsel bağlamda olduğu kadar bilgisel anlamda da (puantilizm ile) ele alındı. Çalışmalar adeta ışığı resimliyordu, konturlar erimiş geriye renk ve ışık kalmıştı. Gün boyu ışığın nesneler üzerindeki değişikliği resmediliyordu. Çünkü ışık daha önceki dönemlerde kompozisyonun elemanıyken İzlenimcilerin temel konusu olmuştur. İzlenimcilik öncesi resimde siyah gölgeler, beyaz ışıklar İzlenimcilerde yerini ışıklı renklere bırakmıştır(Işık ve renk birlikteliği)...  Sonuç olarak İzlenimci resim ışık ve renk sanatıdır. Işık, hava, atmosfer ve izlenim…

1 Mart 2012 Perşembe

Işık Dosyası -1-


Işık tüm görsel sanatların temelidir. Yaratıcı  insan için ışık bir duyumdur. Ortamda varolan ışığın yarattığı etkileri iyi gözlemleyenler doğal ve gerçekçi görüntüler yaratırlar. Etkiyi “ışık yaparak” yaratabilmek gözlem ve tecrübeye dayanır. Fotoğaf sanatında ve sinemada ışığı bir anlatım ve görsel eğretileme aracı olarak kullanmayı düşünmeden önce bu bağlamda ışığın resim tarihindeki yerine bakarak; özellikle Barok dönemi ve Empresyonizm üzerinde durmamız gerekir.
Ressam bütün bir öyküyü renklerle, çizgi ve fırça darbeleriyle ve özellikle ışık ile tek bir resim içinde anlatır. Bir fotoğrafta konuya, arka plana tesadüfen bir şeyler dahil olabilir ama resimde hiç bir şey orada tesadüfen yer almaz.  Anlatılacak öykü çerçevesinde her unsur, her gölge ve renk planlanmıştır. Bu yüzden klasik tabloları iyi incelemek gerekir..


Işığın yeniden keşfi olan Empresyonizm (izlenimcilik) anlayışı ışık ile resim yapma olarak tanımlanmaktadır. İzlenimcilik, özellikle ışık ve renkten kaynaklanan görsel izlenimleri yansıtmayı hedefler. Hiç şüphesiz sinema sanatının temel bileşenlerinden belki de en önemlisi görüntüdür. Önemli görüntü yönetmenlerinin hemen hepsi, klasik resim sanatının ustalarının eserlerini incelemiş ve büyük çoğunlukla da sinema sanatı için Chiaroscuro’da karar kılmışlardır. Chiaroscuro sözlük anlamıyla, iki italyaca kelimenin (açık/parlak) ve (karanlık) kombinasyonu, anlaşılır bir ışık ve gölge kontrastı anlamına gelir. Rembrandt ve Cameo ışıklandırması iki farklı Chiaroscuro ışıklandırması çeşididir. Genellikle yüksek contrast ışık ya da “Rembrandt ışıklandırması” kullanarak elde edilir.  Bir portre görüntüsünde ışıkları sete yerleştirirken yapacağınız Rembrandt ışıklandırmasında anahtar nokta, genellikle kamera merceğinden uzaktaki gözün altında bir üçgen ya da elmas şekli oluşturmaktır. Yüzün bir tarafı ana ışık kaynağından gayet iyi ışık alırken diğer tarafı ışıkların ve gölgelerin kesişim yeri olur. Bu chiaroscuro olarak bilinir ve insan yüzünde geometrik bir şekil oluşturmak için kullanılır. İnsan yüzü iki boyuttan kurtularak daha derinlikli algılanır.





Rembrandt Stili Aydınlatma















Anahtar(key light) ve Dolgu(fill light) birlikte












Yanal Aydınlatma


























Sinema sanatı ve görsellik dendiğinde ilk önce akla “ışık” ve “gölge” gelmektedir. Işık ve gölge görüntüye anlam verir, tutkuyu, korkuyu, umudu, sevinci ve hüznü sırtında taşıyan en önemli anlatım öğelerinden biri haline gelir. Drama gibi klasik ve mimetik bir sanat için; Rembrandt, Vermeer, Caravaggio, Turner, Pieter de Hooch gibi klasik ve “dramatik” ressamların eserlerini özümsemek gerekir. 
Tonino Delli Colli,"Bir Zamanlar Amerika'da", "Acı Ay", "Hayat Güzeldir" gibi filmlerin ünlü  görüntü yönetmeni; “Gülün Adı”nın (1986) çekimlerinden önce filmin geçtiği döneme ait klasik ressamların tabloları üzerinde uzun süre çalışmıştır. Gordon Willis unutulmaz “The Godfather” (1972)in görüntü yönetmeninin “Karanlıklar Prensi” lakabıyla anılması da filmin içinde kullandığı ışık tarzıyla ilgilidir. Birçok sahnede kullandığı ters ışıkla “silüet teknigi” örneklerini görebiliriz. Nerdeyse karanlığın içinde bizi görmeye, göz adaptasyonuna alıştırır.
Yüksek kontrast, güçlü ters ışık, daha fazla dramatik etki yaratır...Sinema perdesi ve tv ekranı iki boyutludur. Derinlik, üçüncü boyut -sanal olarak- gölge olmadan elde edilemez. Gölge cisimlerin fiziksel özelliklerini ortaya çıkartır, anlam kazandırır. Özelikle insan yüzündeki etkileri ifade yaratmada çok önemlidir. Doğrudan, gölge olmaksızın aydınlatılmış insan yüzü ifadesizdir. 
                                                                                        Aslında ışık yapmak bir yerde kontrollü gölgeler yaratmaktır.

İnsan beyninde oluşan görüntü içindeki nesneler hakkında daha fazla bilgi vererek; görüntü, beyin, psikoloji ilişkisine yardımcı olmak gölgenin faydalarındandır. Sadece ışık verilerek aydınlatılmış bir nesne yerine, ışık yapılarak üzerinde belli gölgeler yaratılmış nesneler kontrollü gölgeler ile derinlik kazanıp boyutlanır.







Fotoğraflar: Cüneyt Gök                -DEVAM EDECEK-